Showing posts with label sediba. Show all posts
Showing posts with label sediba. Show all posts

Tuesday, 24 February 2015

CELL SYMPOSIA


Dear Mr. Kaynak,

Please join us at the upcoming Cell Symposium on Human Genomics where leading researchers will come together to investigate a variety of aspects related to human disease through genomic approaches, share their findings, and offer insights on future avenues for research and treatment. We will also highlight some of the technological breakthroughs that are pushing this field forward. 

This symposium will foster discussion not only of the findings that have already come from genomics but also of the discoveries that are now within our reach.

Session topics include:
  • Cancer genomics
  • Psychiatric and neurodegenerative diseases
  • Pharmacogenomics
  • RNA and disease
  • Embryonic development and transgenerational inheritance
Yours sincerely,

Huck Hui Ng, Executive Director, Genome Institute of Singapore, A*Star
Sabbi Lall, Editor, Cell Reports
Rhiannon Macrae, Editor, Trends in Genetics
Steve Mao, Scientific Editor, Cell

Wednesday, 20 November 2013

THREE LEAPS IN HUMAN EVOLUTION

    

1- Leap of Bipedalism

                  

             

              2- Leap of Mental Overturning

               
         
           3- Leap of Mental Threshold





Copyright©2013 by Oktay Kaynak


Friday, 15 November 2013

Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 15.11.2013 (1391. sayısı)



THREE LEAPS IN HUMAN EVOLUTION (Cumhuriyet Science Technology journal)


15.11.2013 Cumhuriyet Bilim Teknoloji dergisi

İnsan Evriminde Üç Sıçrama





Oktay Kaynak

İnsan kendini araştıran tek canlıdır. O zaman sorulmalıdır; modern insan denilen akıllı canlının evrilme süreçleri ya da oluşma süreç ve mekanizmaları acaba kendine özgü müdür? Bu soruya yanıtım evettir. İnsan bu aşamaya birbirini izleyen üç önemli sıçramayla geldi.


Antropoloji bilimi insanın akıllı canlı oluşuyla iki ayaklılık arasında sezgisel bir ilişki kurmuştur. Daha sonra bulunan Australopithecine fosilleri bu sezgisel bilgiyi doğrular yönde olunca, bu konuda araştırmalar ve çalışmalar devam ettirilmiştir.
Canlılarda evrim süreç ve mekanizmaları şöyle açıklanabilir: Çevre ya da yaşam alanında oluşan küçük değişiklikler canlı üzerinde seçici baskılar yapar, canlı bu baskılara uyumsal yanıtlar verir, küçük biyolojik değişimlerin çok uzun zamanlarda birikmesi sonucu, türlenme oluşur..  Bilimin evrimsel sürece bakışı böyledir. Ama insanın evrimini bu yolla açıklama çabası, bugüne dek tatmin edici olmadı. Nedenine gelince...
İnsan, doğadaki diğer canlılardan farklıdır. Oysa, insanın evrimi, diğer canlıların evrilme biçimi ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Buna göre, ortak atamızdan 6 milyon yıl önce ayrılmakla başlayan bir süreçle, doğal seçilim mekanizmaları çalışacak ve ortak ata evrilip modern insan olacaktır.
Ama insan çok özel, çok farklıdır. İnsan kendini araştıran tek canlıdır. O zaman sorulmalıdır; modern insan denilen akıllı canlının evrilme süreçleri ya da oluşma süreç ve mekanizmaları acaba kendine özgü müdür? Bu soruya yanıtım evettir. İnsan bu aşamaya birbirini izleyen üç önemli sıçramayla geldi.
1) İki Ayaklılık Sıçraması:
Günümüzden 6-7 milyon yıl önce doğu Afrika’da Ekvator ormanlarında yaşayan bir primatın, rift oluşumu sebebiyle yaşam alanı bozuldu ve büyük değişikliğe uğradı. Kısaca rift ve plato oluşumundan kaynaklanan çok sayıda volkanların neden olduğu orman yangınları ve volkan küllerinin primatın, üzerinde yaşadığı ağaçları kavurması sonucu, bu primat ağacı terk etmek zorunda kaldı. Volkan küllerinin kapladığı karasal alanda yiyecek bulamayan bu canlı, sığ sularda yiyecek aramak zorunda kaldı. Sığ sulardan beslenme zorunluluğu bu canlıyı ayağa kalkmaya zorladı. Bu canlı yaklaşık 4 milyon yıl gündüzleri sığ sularda yiyecek avladı ve topladı, geceleri de kavrulmuş ağaç kütüklerinde yattı.
Bu dönüşümle, hem iki ayaklılık süreci hem de buna bağlı olarak düşey gövdelilik süreci başladı. İki ayaklılık ve düşey gövdelilik, öyle bir lokomosyon biçimidir ki, canlının biyo- mimarisi ve kinematik işleyişleri optimal, stabil ve en ekonomik hale gelmeden duramaz. Bu biyo- mimarinin ve kinematik işleyişlerin olması gereken son şekli, modern insanın biyo- mimarisi ve kinematik işleyişleridir.
Örneğin; bu 6 milyon yıllık sürecin bir yerinde modern insana gidiş süreci dursa, bu canlı genetik yapılanmasını tamamlasa ve ayrı bir tür olarak yaşamını ve neslini sürdürmeye çalışsa, bu canlı o biyo- mimari ve kinematik işleyişle ayrı bir tür olarak yaşamını sürdüremezdi.. Bunu çok rahat söyleyebiliriz. Çünkü bu model canlının lokomosyonu dengeli değildir. Özellikle koşması gerektiğinde vücut dengesini sağlayamayıp, düşecektir. Böyle bir canlı yaşamını ve neslini bu şekilde sürdüremez.. Bu nedenle, olması gereken gelişmeyi göstererek, modern insana doğru yürüyüş/gelişme devam etti.
Modern insana varıncaya kadar bütün nesiller geçiş varyantlarıdır. Yani bunlar ayrı türler değillerdir (Kaynak 2012, 2013). ) Rift ve plato oluşumu, kuzeyden güneye doğru zamanla yürüdüğü için, değişik zaman aralıklarında, değişik primat türleri iki ayaklılığa zorlanmış olabilir. Bu nedenle modern insana doğru yolculuğun değişik aşamasında olabilirler. Bu yüzden ayrı türler oldukları düşünülmüş olmalıdır.. Her ne kadar bulunan fosilleri tanımlamak için ‘’akıl taklasına’’ kadar olanları Australopithecine (yaklaşık 2 milyon yıl önce); 2 milyon yıldan günümüze kadar da Homo terimlerini kullanıyorsak da, bunlar ayrı türler değil modern insana yolculuğun değişik aşamalarındaki geçiş varyasyonlarıdır.
2) Akıl Taklası Sıçraması
Günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce gövde dikleşmesi belirli bir açıya geldiğinde, bu düşey gövdeliliğe embriyo uyumsal bir yanıt verdi. Embriyo, plasentasını, önceleri annenin karın bölgesine tutundururken, dikleşme sürecinde bu kez annenin sırtına doğru tutturmaya başladı. Embriyonun kafası annenin doğum kanalına dönük oluşurken, bu kez annenin diyaframına dönük oluşmaya başladı.
Modern insan embriyoları 2 milyon yıl önce atılan bu ‘’Akıl Taklası’’nı hamileliğin 7.ayında düzeltip, başını doğum kanalına çevirerek doğuma hazırlanmaktadır. Bu akıl taklasıdır ki kafatası (beyin) büyümesini başlatmıştır.
3) Akıl Eşiği Sıçraması: Günümüzde 350cc. beyin hacmine sahip şempanze, kocaman ağaç dalını koparıp, düşmanlarına bu sopayla saldırmaktadır. Yerden aldığı taşı düşmanına fırlatmaktadır. Brezilya ormanlarındaki Kapiçun maymunları, avcıları olan jaguar geldiğinde, kayalıklara tırmanıp oradan öyle yoğun taş yuvarlıyorlar ki, çita geri çekiliyor. Aynı zamanda bu Kapiçunler hindistan cevizi türü bir meyveyi kırmak için çok gelişkin bir taş işçiliği uygulamaktalar. Şempanzeler de taşla meyve çekirdeği kırarlar.
Yani her iki primat da, taşı hem alet hem de silah olarak kullanmaktadır. Şempanzeler ince sopaları termit avlamak ve arı yuvalarından bal almakta kullanmaktadır. 350cc. beyin kapasitesiyle bunları yapabilen şempanze, 500cc. beyin hacmine sahip olsaydı neler yapabilirdi diye düşünülmelidir.
Şempanze, düşmanını kovaladıktan sonra elindeki sopayı uluorta rastgele bir yere bırakıyor, bu sopa ciddi şekilde işime yarıyor, ben bunu yanımda bulundurmalıyım demiyor. Şempanze; acaba 500cc. beyin hacmine sahip olsa, bu benim çok işime yarıyor ben bunu yanımda bulundurmalıyım hatta geliştirmeliyim dermiydi? 500 cc.’de demeyebilir, 550cc. de demeyebilir, 600cc. de demeyebilir, ama dediği bir yer vardır.
Ben işte bu yere, ‘’AKIL EŞİĞİ’’ (critical point) diyorum. Bu akıl eşiği aşıldıktan sonra, eline sopayı alan Hominid, belki de diğer eline taş alarak çevredeki en yırtıcısı dahil olmak üzere bütün canlıların yaşam alanlarına korkusuzca girmeye başlamıştır.
Avını ve avcısını taş atarak ve sopa kullanarak uzaktan etkiler hale gelince, dünya hakimiyetini kurmak üzere Rift vadisinden yola çıkmıştır. Akıl eşiği aşıldıktan sonra çıplaklığını bilmiştir, kendini bilmiştir, sopayı ve taşı silah olarak kullanabileceğini bilmiştir.
İnsan aklı, embriyonun, düşey gövdeliliğe verdiği uyumsal yanıtın olağanüstü bir sonucudur! 







Kaynakça:
1- Kaynak, O.; 2012, European Anthropological Association bildiri özetleri kitapçığı s:50, Ankara

2- Kaynak, O.; 2013, Gordon Research Conferences, Boston 

Copyright©2013 by Oktay Kaynak

Saturday, 19 January 2013

‘’NEDEN DİK YÜRÜME, BÜYÜK BEYİN VE KILSIZ BEDEN?’’ Yazısı üzerine eleştirel notlar


Oktay KAYNAK


Bilim ve Gelecek dergisinin 95. sayısında ‘’Neden Dik Yürüme, Büyük Beyin ve Kılsız Beden?’’ başlıklı yazı yer aldı. Bu yazıda hem yanlış bilgiler var hem de bugün artık gündemde olmayan tezler sanki geçerliliğini koruyor gibi sunuluyor.  Ayrıca benim ileri sürdüğüm önermeler de yanlış aksettiriliyor.


Söz konusu yazının giriş bölümünde Austrolopithecus Sediba’nın taksonomik konumunun tartışmalı olduğu iddia edilmiştir. Au. Sediba’nın taksonomik pozisyonu tartışmalı değildir. Yazıda da Sediba Australopithecus cinsi olarak anılıyor zaten. Kaldı ki Sediba’nın taksonomik konumu tartışılmamaktadır. Genellikle her yeni bulunan Australopithecine fosillerinden sonra sorulduğu üzere ‘’Kayıp Halka mı?’’,  ‘’En Yakın Ortak Ata mı?’’ soruları sorulmaktadır. Bu sorular taksonomik konumun tartışması değildir. Taksonomik tanım dünyanın çeşitli üniversitelerinden Sediba çalışmasına katılan 80’nin üzerinde akademisyen tarafından yapılmıştır ve Sediba bir Australopithecus’tur. En yakın ortak ata tartışmasının nedeni Sediba ile (1,977 milyon yıl önce) ilk homo cinsi olarak kabul edilen Homo Habilis (1,9 m.y.ö.) arasındaki zamansal yakınlıktır. (Susman R.L. , Stern J. T. 1982), (Johanson DC et. Al 1987) Ben makalelerimde Sediba’nın bu derece titiz tarihlendirilmesinin nedenlerini irdeledim.


Yazıda bazı homo cinslerinin Sediba’yla aynı zamanda yaşadığı öne sürülmektedir. Homo cinsi, Australopithecinelerin evrimleşmesi sonucu oluşmuş bir cinstir. Eş zamanlı yaşamaları mümkün değildir. Bu insanın evrim mekanizmaları ve süreçlerine ters düşmektedir. (Pickering R. et al. 2011)


 Sediba fosilleri bu güne dek bulunmuş kemik sayısı en fazla olan Australopithecus fosilleridir. Sahadan dağınık olarak toplanmamıştır, neredeyse bütün parçalar anatomik pozisyonlarında bulunmuştur. Paleoantropoloji bilimi için çok kıymetli bir fosildir. Hatta Lee Berger’in dediği ve benim de makalemde kullandığım gibi; Au. Sediba insan evriminin Rosetta taşıdır. Bilim ve insanlık için çok önemlidir, doğru okunmalıdır.


Bugüne dek yazdığım makalelerde, verdiğim konferanslarda, yaptığım sunumlarda Ausralopithecin’lerin SEMİARBOREAL-SEMİAQUATİC olduğunu önerdim. Sediba da beni doğruladı. SEMİARBOREAL-SEMİAQUATİC tanımı bir bütün olarak düşünülmelidir ve bir yaşam biçimi olarak algılanmalıdır. Bu tanım bilim literatüründe Python molurus bivittat ve Python reticulates denilen pythonlar için kullanılmaktadır. Bu bütünlüklü tanım Australopithecuslar için ilk kez tarafımdan kullanılmıştır. Aquatic denmiştir, arboreal denmiştir, terresterial denmiştir, semiaquatic denmiştir ama SEMİARBOREAL- SEMİAQUATİC gibi bütünlüklü bir tanım yapılmamıştır. Şimdiye kadar hiçbir yerde, hiçbir zaman, hiçbir kimse tarafından SEMİARBOREAL-SEMİAQUATİC olduğu söylenmemiş ve yazılmamıştır.


Bu tanımlamalarımın ve analizlerimin sonucu olarak yukarıdaki makalemde anlattığım gibiSIĞ SULARDA AYAĞA KALKMA önermemi açıklarken suda ayağa kalkma önermemi kanıtlayabileceğini düşündüğüm bir deney önerdim. Bu deney şimdiye kadar hiçbir yerde, hiçbir zaman, hiçbir kimse tarafından önerilmemiştir. (Kaynak O. 2007), (Kaynak O. 2010), (Kaynak O. 2011a).


Prof. Lee Berger elindeki Au. Sediba’nın el reprodüksiyonunu göstererek, ‘’ Bu homo Habilis’in elinden daha gelişmiş bir eldir. Ama bu el Au. Sediba’nın 420 cc’lik beyni ve nispeten ilkel yapılarıyla birlikte bulunmamalıdır.’’ demiştir. (3) (Kivell T.L. et al. 2011)Çünkü bugüne dek bilinen şudur; El ve beyin birlikte birbirini karşılıklı etkileyerek gelişmişlerdir. İnsanın akıllı canlı olmasının ana nedeni ayağa kalkması ve ellerin boş kalmasıdır denmektedir. El boş kaldığı için kullanılarak hem kendisini hem beyni geliştirmiştir diye bilinmektedir. Prof. Lee Berger araştırma grubu bu çelişkiyi reorganize bir beyin olmalıdır diyerek aşmaya çalışmışlardır. Ben ise beyinle elin bu güne dek bilinen interaktif bir şekilde birbirini etkileyerek değiştirdiği ve geliştirdiği şeklindeki sava yanlıştır diyorum. Homo Habilis’in elinden neden daha gelişkin bir eldir? Sorusuna yanıt; çünkü Akıl Taklası atılmış, bu takla beyin büyümesini tetiklemiş ve başlatmıştır. Büyük bir olasılıkla homo cinsleri beslenme ve barınma sorunlarına karada çözümler üretmeye başlamışlardır. Midye toplayıcılığı ve balık avcılığı işi yaşamlarında daha az yer tutmaya başlamıştır. Bu nedenle o balıkçı elleri karasal ellere dönüşmeye başlamıştır.


Hiçbir kurum, hiçbir bilim insanı belirli sınırlar içindeki beyin büyüklüğüyle, akıl arasındaki ilişkiyi reddetmemektedir. Yukarıdaki makalemde beyin sığası için eşik değer anlatılmıştır.


Yazıda MYH16-Gen mutasyonu yoluyla beyin büyümesi açıklanmaya çalışılmaktadır. MYH16 genini bulan ekibin başkanı Hansell H. Stedman SPIEGEL ONLINE   Wissenschaft - 25.03.2004 sayısında "Wir behaupten nicht, dass allein diese Mutation uns als Homo sapiens definiert" yani  "İnsanı insan yapanın sadece bu mutasyon olduğu iddiasında değiliz" demektedir. (Verrengia J. 2004)


Au. Sediba’nın topuk kemiği için araştırma grubunun yazdığı Au. Sediba’nın ayağı ile ilgili makalenin ‘’hiçbir yerinde tam bir primat topuğu denmemektedir’’ diye ilgili yazıda bir ifade kullanılmıştır. Oysa ki makalenin giriş bölümünde ‘’However, Au. sediba is apelike in possessing a more gracile calcaneal body and a more robust medial malleolus than expected.’’yazmaktadır. Yani Au. Sediba’nın narin bir topuk kemiğine sahip olarak maymun benzeri olduğu yazılmaktadır. Türkçesi: Sediba maymun benzeri bir topuk kemiğine sahiptir. (Zipfel  B. et al 2011),   Ayrıca Prof. Lee Berger bir röportajında Sediba’nın topuk kemiği için chimpanzee-like (şempanze benzeri) tanımını kullanmıştır. (1) Au. Sediba’nın topuk kemiği kendisinden 1,2 milyon yıl önce yaşamış olan Au. Afarensis’in topuk kemiğinden daha narindir. Bu Sediba’nın bataklık ya da daha yumuşak su zeminlerinde yaşamış olduğunu gösterebilir. Ayrıca Afarensis’in bulunduğu Afar bölgesi volkanik bir bölgedir. O bölgedeki göl ve su zeminleri Sediba’nın yaşadığı bölgeye göre volkanik olması nedeniyle daha serttir. Bu sertliktir ki Afarensis’in topuk kemiğindeki homo topuk kemiğine doğru gidişi hızlandırmıştır.


Yazıda Sediba’nın morfolojisindeki ağaç yaşamına bağlı hareket adaptasyonlarını halen tam anlamıyla yitirmediği itiraf edilmekte, fakat neden böyledir? diye sorulmamaktadır. Sediba yaşadığı dönemde en az 4-5 milyon yıldır bipedal olduğu, yani ağaçtan yere indiği düşünülen bir Australopihecus cinsidir. Arboreal özelliklerini hala taşımasının nedeni de yukarıdaki makalemde anlatıldığı gibi halen geceleri ağaçta uyuduğu, avcılarından kaçmak için ağacı kullandığı içindir.


Yazının bir yerinde obstetric hipotezi diye bir tez olmadığı iddia edilmektedir. Yazının başka bir yerinde ise benim obstetric hipotezini reddettiğim iddia edilmektedir! (2), (3), (4)


Yazıda iki ayaklılığın daha az enerjiye mal olduğu ve buradan arta kalan enerjinin organizma tarafından kullanılarak beynin büyümesini sağladığı hipoteziyle beyin büyümesi açıklanmaya çalışılmıştır. Bu tez artık savunulmuyor. Çünkü iki ayaklı lokomosyonun daha fazla enerji gerektirdiği bilimsel deneylerle saptanmış ve yayınlanmıştır. (Nakatsukasa M. et al. 2006), (Teber S. 1996) Australopithecinelerin bipedal oluşları iki ayaklılığın daha az enerjiye mal olmasından değil, çevresel olağanüstü zorunluluklardandır.


Akıl Taklası teziyle gelişim gecikmesi ve eskiden ata türlerde sadece çocuk yaşlarda gözüken özelliklerin, evrim sonucunda, gelecek torun nesillerde yetişkin bireylerde de gözükmeye başlaması demek olarak tanımlanabilecek neoteninin hiçbir ilgisi olmadığını her ikisi hakkında bilgi sahibi olan disiplin içi bilim insanları anlayacaklardır.


Sorulmayan Soru

İnsanın evrim sürecinde iki ayaküstüne kalkıp, dik gövdeli olmaya başladığında RAHİMDEKİ EMBRİYONUN BAŞINA NELER GELDİ? EMBRİYO BU DİK GÖVDELİLİĞE NASIL TEPKİ VERDİ, NASIL UYARLANDI? Sorularını hiç kimse sormamıştır. Bugüne dek bütün araştırmacılar ayağa kalkanla insan evrimini açıklamaya çalışmışlardır. Ben ise ayağa kalkana değil, ayağa kalkanın rahmindeki embriyoya baktım. Ayrıca şempanzeden insana bir embriyo transfer edilerek Akıl Taklası tezimin sınanabileceğini önerdim. Akıl Taklası tezi ve bu deney şimdiye kadar hiçbir yerde, hiçbir zaman, hiçbir kimse tarafından önerilmemiştir. (Kaynak O. 1983), (Kaynak O. 1998), (Kaynak O. 2007), (Kaynak O. 2008a), (Kaynak O. 2008b)


Yazıda hem suda ayağa kalkma önermesi reddedilip, hem de 2010 yılında Die Naturwissenschaften adlı dergide Carsten Niemitz’in ‘’The evolution of the upright posture and gait—a review and a new synthesis’’ adlı makalesine atıf yapılarak suda ayağa kalkma önermesinin benden önce yapıldığını kanıtlama çabasına girilmektedir. Bu önerme 1983 ten 2007’ye kadar çeşitli platformlarda sözlü; 2007’den itibaren de yazılı olarak tüm makalelerimde ayrıca konferans, sempozyum ve kongrelerde tarafımdan dile getirilmiştir. 2010 Yılında yayınlanan bir makale nasıl olur da 2007 yılında yayınlanmış bir makaleye kaynak olur?


Yazının Yanlış Mantığı

Yazı esas olarak iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm benim önermelerimi çürütme çabalarından; ikinci bölümse bu yanlış oldukları ileri sürülen önermelerin bana ait olmadığını kanıtlama çabasından ibarettir. EĞER BİR ÖNERME YANLIŞSA, BU ÖNERMENİN KİMİN TARAFINDAN YAPILDIĞININ NE ÖNEMİ VARDIR? BUNU KANITLAMAK İÇİN BU KADAR ÇABA NİYE? 


Sonuç olarak kaynakçalar da yanlışlardan nasibini almış, Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisinin 1290. Sayısında yayınlanan ve eleştirildiği iddia edilen makale o makale değildir. C.B.T. 1290 sayılı dergide yayınlanan makalenin başlığı ‘’Akıl Taklası Bakış Açısıyla Au. Sediba’nın analizi’’dir. (Kaynak O. 2011b) Kaynakçalarda C.B.T. 1290 dergisinde yayınlandığı iddia edilen ‘’Akıl Taklasını İlk Au. Sediba mı Attı? başlıklı yazım bir internet sitesinden alınmıştır.


Yazı bir yanlışla başlayıp, başka bir yanlışla bitirilmiştir!


2007 yılında Cumhuriyet Bilim Teknoloji dergisine ‘’İnsan Nasıl İnsan Oldu?’’ başlıklı yazımı gönderdim. Dergi ‘’İnsan Nasıl İnsan Oldu?’’ başlığının arkasına ‘’Yeni Bir Öneri’’ ibaresini ekleyerek yayınladı. O günden bu güne hiçbir kurum ve kuruluştan veya bilim insanından bunun neresi yeni bir öneri diye bir tepki almadım. Hacettepe Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Ahi Evran Üniversitesinin birlikte düzenledikleri ve Türkiye’nin birçok üniversitesinden birçok akademisyenin katıldığı IV. Ulusal Biyolojik Antropoloji Sempozyumunda (2010) ‘’İnsanın Evriminde Dik Duruşun ve Beyin Büyümesinin Nasıl Gerçekleştiğine Dair Yeni Bir Hipotez’’ başlığı altında bildiri sundum. Bildirim bu başlıkla bildiri özetleri kitapçığında yayınlandı.  (Kaynak O. 2010) Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Tabiat Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi, Akdeniz Üniversitesi, Celal Bayar Üniversitesinin düzenlediği XI. International Symposium on ‘’Disorder Systems: Theory and Its Applications’’da Yeni Bir Hipotez başlığı altında sunum yaptım. Hiçbir kurum, kuruluş bunun neresi yeni bir hipotez diye bir soruyla karşıma gelmedi.


KAYNAKÇALAR:



Bernhard Zipfel, Jeremy M. DeSilva, Robert S. Kidd, Kristian J. Carlson, Steven E.Churchill, Lee R. Berger. The Foot and Ankle of Australopithecus sediba.  Science 9 September 2011: 1417-1420. DOI:10.1126/science.1202703

Johanson DC, Masao FT, Eck GG, White TD, Walter RC, Kimbel WH, Asfaw B, Manega P, Ndessokia P, Suwa G New partial skeleton of Homo habilis from Olduvai Gorge, Tanzania. Nature  

Kaynak O. 1983 Bir Memeli Embriyonu Diğer Bir Tür Memelinin Rahmine Yerleştirilip Büyütülürse Nasıl Bir Sonuç Alınır? Evcil Dergisi 5: 26-28



Kaynak O. 1998 Aktüel Dergisi 344: 50-53


Kaynak O. 2007 İnsan Nasıl İnsan Oldu? Yeni Bir Öneri. Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 1058: 12-14
Kaynak O. 2008a Bu Günkü Halimize Nasıl Dönüştük? Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 1129: 2

Kaynak O. 2008b İnsan Nasıl İnsan Oldu? Yeni Harman Dergisi 116: 36-37

Kaynak O. 2010 IV. Ulusal Biyolojik Antropoloji Sempozyumu Bildiri Özetleri Kitapçığı :2

Kaynak O. 2011a XI. International Syymposium on‘’Disorder Systems: Theory and Its Applications’’ : 15

Kaynak O. 2011b Australopithecus Sediba’nın ‘’akıl taklasıbakış açısı’’yla Analizi Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 1290: 14-15

Nakatsukasa M, Hirasaki E, Ogihara N. Energy expenditure of bipedal walking is higher than that of quadrupedal walking in Japanese macaques. Laboratory of Physical Anthropology, Kyoto University, Kyoto 606-8502, Japan. Am J Phys Anthropol. 2006 Sep;131(1):33-7.

Niemitz C. 2010 Naturwissenschaften 97(3), 241-263, DOI: 10.1007/s00114-009-0637-3

Susman R.L. ,  J. T. 1982 Functional Morphology of Homo habilis Vol. 217 no. 4563 pp. 931-934
DOI: 10.1126/science.217.4563.931

Teber S. 1996 Davranışlarımızın Kökeni İstanbul: Say Yayınları

Verrengia J. AP. SPIEGEL ONLINE Wissenschaft - 25.03.2004




4-http://blogs.scientificamerican.com/anthropology-in-practice/2011/09/09/pieces-of-the-human-evolutionary-puzzle-who-was-australopithecus-sediba/


Copyright©2013 by Oktay Kaynak



Thursday, 17 January 2013

MENTIS EVERSIONIS BAKIŞ AÇISIYLA AU. SEDİBA'NIN ANALİZİ


Güney Afrika’da, Malapa mağarasında 15 Ağustos 2008 tarihinde iki Australopithecus Sediba fosili bulunmuştur. Bu fosillerden biri 11-13 yaşlarında bir erkek çocuğa, diğeri ise 30 yaşına yakın bir dişiye aittir.


Bu fosillerin analizleri ve yorumları  Prof. Lee Berger ve ekibi tarafından yazılan makalerle Science dergisinin 09. 09. 2011 tarihli sayısında dünyaya duyurulmuştur. Bu makaleler; Ayak ve ayak bileği, pelvis, beyin, tarihlendirme, eller başlıkları altında beş makaleden oluşmaktadır.


 Bulunan fosillerle ilgili makaleleri sırasıyla değerlendirirsek;



Ayaklar

Au. Sediba’nın ayak bileği insansı, topuk kemiği (calcaneus) tam bir primat, kaval kemiği (tibia) tam bir insan, incik kemiği (fibula) tamamen primatımsıdır. Yazarlar Au. Sediba’nın bipedal olduğu konusunda görüş birliği içindeler. 


Pelvis

Au. Sediba’nın pelvisi bugüne kadar bulunan Australopithecus pelvisleri içinde modern insan pelvisine en yakın olanıdır. Prof. Lee Berger ekibinden bipedalizm uzmanı Peter Schmid pelvisin iki ayaklı pelvisi olduğunu ve hemen hemen de tam bir dik gövde taşıdığını söylemiştir. (3) 


Beyin

Kafatası hacmi (beyin) 420 cc.’dir. Genel olarak kafatası büyüklüğü ve şekli Australopithecus’unki gibidir. Endocasttaki bir yükseltinin broca bölgesi olduğu, frontal bölgeninse insana benzediği söylenmektedir.


Tarihlendirme

Özellikle tarihlendirme üzerinde çok hassas durulmuş ve teknolojinin en gelişkin olanaklarından yararlanılmıştır. İlk defa 1,977 gibi çok titiz ve detaylı bir tarihlendirme yapılmıştır. (Pickering R. et al. 2011)


Eller

Eller modern insan eli gibidir. Başparmak biraz uzundur ve tutulan bir şeyi çok sıkı ve güvenli bir şekilde kavrayabilecek biçimdedir. Diğer parmaklar ise primatların ki kadar olmasa da hafif kıvrıktır. Ama uzun bir primat kolunun ucundadır. Bilek, ağaçta yer değiştirmeyi sağlayabilecek kadar oynaktır. 


 

Au. Sediba’nın Getirdiği Sorular, Bu sorulara Verilen Yanıtlar ve Yorumlar

Ayaklar

Karma ayak yapısının Au. Sediba’nın arboreal olduğunu göstermekte olduğu konusunda araştırma ekibi görüş birliği içindedirler.


 Primatımsı topuk kemiği araştırmacıları şaşırtmıştır. Çünkü topuk tam bir primat topuğu olduğu için ( yani dört ayaklı bir canlının topuğu), iki ayakla yürürken vücut ağırlığının direk topuğa bineceği ve bu topuk yapısının bu ağırlığı taşıyamayacağını düşünmüşlerdir. Bu gerekçeyle modern insandakine yakın bir aşil tendonu bulunması gerektiği sonucuna varmışlardır. (2), (Zipfel B. et al. 2011)


Pelvis

Steven E. Churcill ‘’biz bugüne kadar pelvisin bu şekli almasının nedeni olarak büyük kafalı yavru doğurma zorunluluğu ve ihtiyacıdır (obstetric hipotezi) diye biliyorduk. Fakat Au. Sediba’nın kafatası hacminin 420 cc. olması bizim bu obstetric hipotezini gözden geçirmemiz ve sorgulamamız gereğini doğurmuştur.’’ demiştir. (4), (Kibii J. M. et al. 2011)


 Beyin

Şimdiye kadar önce beyin hacminin genişlediği, sonra beyinde reorganizasyon olduğu bilinirken, bulunan Au. Sediba fosiliyle beraber bu bilginin yanlış olma olasılığı ortaya çıktı. Bu kafatası, reorganizasyonun önce,  hacim artışının sonra olduğunu göstermektedir. (1), (Carlson K. J. et al. 2011)


Broca bölgesi savına ise Dietrich Stout ‘’endocastta (kafatası iç bölgesi) bir yükseltiyi broca bölgesi diye alıp altındaki hücrenin ne yaptığını anlamak çok büyük bir iddiadır. Bu tartışma devam edecek’’ yanıtını vermiştir. (5)


Steven E. Churcill Au. Sediba’nın beynini ve kafatasını anlatırken, Au. Sediba’nın beyninde asimetri olduğunu ve bu asimetrinin de sadece homo cinsine ait beyinlerde bulunduğunu söylemiştir. (4)


Tarihlendirme

Tarihlendirmenin üstünde bu derece titiz ve hassas davranılmasının nedeni hemen 1.9 milyon yıla tarihlendirilen Homo Habilis’in kafatası hacminin 680-750 cc olmasıdır diye düşünülmelidir. 


Steven E. Churcill, Au. Sediba, Homo Habilis, Homo Erectus ve Homo Rudolfensis’ in peş peşe birkaç yüz bin yıl içinde yaşadıklarını söylemiştir. ‘’Bu kadar değişikliğin bu kadar kısa sürede olmasının nedeni acaba çok önemli çevresel değişiklikler midir?’’ diye sormaktadır.(4)


Eller

Prof. Lee Berger elindeki Au. Sediba’nın el reprodüksiyonunu göstererek, ‘’ Bu homo habilisin elinden daha gelişmiş bir eldir. Ama bu el Au. Sediba’nın 420 cc’lik beyni ve nispeten ilkel yapılarıyla birlikte bulunmamalıdır.’’ demiştir. (1)


 

Au. Sediba’yı Akıl Taklası Teziyle Açıklamaya Çalışırsak;



Au. Sediba’ya bugüne dek genel kabul görmüş bakış açılarıyla bakıldığında ya bakış açısının değiştirilmesi gerekiyor ya da birlikte bulunması gerektiği düşünülen organların yorumlanması değişiyor


Ayak ve Ayak bileği

Au. Sediba semi-arboreal, semi-aquatictir. Arboreal oluşunu uzun kolları ve el bileği söylemektedir. Aquatic oluşunu ise ayak topuğu söylemektedir. Topuğu primata benzemektedir. Ama bipedaldir. Yaşamını su ürünleriyle sürdürmektedir. Uyku için çıktığı ağaçtan sabah inip, sığ sularda iki ayak üstünde yürüyerek, su ürünleri toplayarak ve avlayarak yaşamını sürdürmüştür. Bu nedenle o topuk kemiği terrestrial bir bipedal topuğu gibi insan topuğuna benzemeye başlamamıştır. Suyu terk ettikten sonra ayak topuğu insansı olmaya başlayacaktır.(Kaynak O. 2007) Ayrıca insan ayağının son şeklini 200.000 yıl önce aldığı öne sürülmektedir. (Meldrum D. J. 2004) 


Primatımsı topuğu açıklamak için modern insanınki gibi aşil tendonu vardır denilmektedir. (2), (Zipfel  B. et al 2011) MODERN İNSANINKİ GİBİ GELİŞKİN BİR TENDON VARSA VE BU TENDON BİR PRİMAT TOPUĞUYLA BİPEDALLİĞİN SÜRDÜRÜLMESİNİ SAĞLAYABİLİYORSA, NEDEN DAHA SONRAKİ HOMO CİNSLERİNDE TOPUK EVRİMLEŞEREK MODERN İNSAN TOPUĞUNA DOĞRU DEĞİŞMEYE BAŞLAMIŞ VE DEĞİŞMİŞTİR? Çünkü modern insanın hem aşil tendonu vardır, hem de topuğu primat topuğundan çok farklıdır. 5-6 milyon yıl önce başlayan ayağa kalkma gerçeği pelvisi bu derece değiştirmiş de, topuk kemiğini neden değiştirmemiştir? Çünkü iddia edildiği gibi terrestrial olsa topuğun da 3-4 milyon yıl içinde modern insan topuğu gibi olması gerekirdi. Pelvis bu süre içersinde insan pelvisine ne kadar benzediyse, o topuk kemiğinin de o kadar modern insan topuğuna benzemesi gerekirdi. Çünkü Au. Sediba’dan günümüze doğru bulunan homo fosillerinin topuk kemikleri insanımsıdır. Topuk kemiğinin modern insanınki gibi olmasının ana nedeni karada iki ayak üstünde yürümektir.


Araştırma ekibi Au. Sediba’nın grup halinde yaşadığını, uzun kollarını kullanarak yemek ve uyumak için ağaca çıktığını ve iki ayak üstünde yürüdüğünü söylemektedir.(10) Tam burada, bu canlı köken itibariyle bir ağaç canlısı, EĞER AĞAÇ DA YİYECEK BİR ŞEYLER OLSAYDI BU CANLININ AĞAÇTAN İNMEMESİ GEREKİRDİ, neden indi diye sorulmalıdır. Günümüzün ağaççı primatları hiç de yere inip iki ayaklı olma ihtiyacı duymuyorlar.10


 Pelvis

Pelvisin leğen biçimine dönüşmesinin ve ona paralel olarak da kaburga kafesinin silindirikleşmesi ve daralmasının nedeni iki ayaklılık ve dik gövdeliliktir. Bugüne dek bilinen obstedric hipotezine göre büyük kafataslı (beyinli) yavrular doğurabilmesi için pelvisin bu şekli aldığı söylenmekteydi. (3), (4)  Au. Sediba’nın kafatası küçük çıkınca son derece somut ve reel bir durum olduğundan dolayı bu hipotezden vazgeçilmiştir. Çünkü pelvisi leğen biçimindedir, insan pelvisine çok yakındır, buna rağmen kafatası hacmi 420 cc’dir. Burada söylenecek hiçbir şey yoktur, hipotez terk edilmelidir.


Aslında pelvisin modern insan pelvisine doğru değişmesinin sebebi büyük kafalı yavrular doğurmak değil, iki ayaklılıktır. Gövdeyi iki ayak üstünde düşey olarak taşıtan ana parça pelvistir. Şempanze pelvisine benzer bir pelvis düşey bir gövdeyi iki ayak üstünde taşıtamaz. (Kaynak O. 2010), (Kaynak O. 2011) Prof. Lee Berger ve ekibi Au. Sediba’nın hem arboreal hem de terrestrial olduğunu söylüyorlar. (3) Dayanakları ise ağaççı primatlar gibi uzun kollar, primat benzeri incik kemiği, oynaklık açısından primatlara yakın ayak ve el bileği gibi özelliklerdir.


Eğer Au.Sediba tamamen terrestrial bir yaşama adapte olabilseydi, ağaççı özellikleri bitirmiş olması gerekirdi. Yeni yere indiği iddia edilebilir, o zaman pelvis ne zaman insansı hale geldi diye sorulmalıdır. Çünkü pelvisin leğen şeklini alabilmesi için canlının çok uzun süre iki ayak üzerinde yürümüş olması ve gövdenin büyük oranda dikleşmiş olması gerekir. Zaten bu değişim süreci 5-6 milyon yıl önce Rift vadisinde başlamış bir süreçtir. Pelvisin bu şekli, uzun süreli iki ayaklılığın kesin sonucudur.


Fosillerde genelde kaburga kafesi, yapısı gereği üstündeki sediment tarafından bastırıldığı için dağılmaktadır. Bu nedenle kaburga kafesi şekli konusunda fosiller net bir bilgi verememektedir. Aslında kaburga kafesi fosili de bulunabilse idi, bu pelvis insan pelvisine ne kadar yakınsa, insan kaburga kafesine o kadar yakın, silindirikleşme sürecini tamamlama aşamasında bir kaburga kafesi bulunacaktı. Çünkü gövde dikleşmesi kaburga kafesi daralmasını birlikte getirmektedir. Bunun da nedeni ağırlık aksını ayak tabanları içinde tutmaktır. Aksi halde canlının iki ayak üstünde, stabil yürümesi mümkün olmazdı. (Kaynak O. 2007), (Kaynak O. 2011)


 Beyin

İnsanda beyin büyümesinin sebebi tam da Au. Sediba’nın dönemine rastlayan bir zamanlarda, gövdenin yeterli dikliğe ulaştığı bir anda rahimdeki embriyonun pozisyonunun bozulmasıdır. Bu andan sonra embriyo kendini düşey gövdeliliğe uyarlamaya başlamıştır. Yukarıda sorulan ne oldu birdenbire? Çevresel olağanüstü değişiklikler mi oldu? Sorularının yanıtı işte bu Akıl Taklasıdır. Akıl taklası kafatası büyümesini yüz ve çenedeki değişiklikleri tetiklemiş ve başlatmıştır. (Kaynak O. 1983), (Kaynak O. 1998), (Kaynak O. 2007), (Kaynak O . 2008), (Kaynak O. 2010), (Kaynak O. 2011) 


Gövde dikleşmesinin belirli bir aşamasında, rahimdeki yavrunun pozisyonu bozulmuş, bütün memelilerdeki gibi kafası doğum kanalına dönük olması gerekirken Australopithecus embriyosu 180o’lik bir takla atarak kafasını diyaframa doğru çevirmiş, gövdesi rahmin doğum kanalına yakın kalmıştır. Ben bu taklaya AKIL TAKLASI (SALTO İNTELLİGENTE) diyorum.


Bu akıl taklasından sonra her Australopithecus anası kafatası hacmi kendi kafatası hacminden büyük yavrular doğurmaya başlamıştır. Bu nedenledir ki Australopithecus fosillerinden gövde dikleşmesi, kaburga silindirikleşmesi ve daralması anlaşılamadığı için sadece kafatası büyümesi gözlemlenmektedir.(Kaynak,2007), (Kaynak,2008) Bu kafatası farklı Australopithecus’ ların ayrı tür olduğu savunulmaktadır. Halbuki bunlar ayrı türler değil, gövde dikleşmesi ve kaburga daralmasının ürünü olan Australopithecus’ lardır


 Tarihlendirme

Tarihlendirmedeki titizliğin nedeni 70-80 bin yıl arayla Au. Sediba’nın 420 cc kafatasına, Homo Habilis’in ise 680-750 cc kafatası hacmine sahip olmalarıdır. Bu olağanüstü ve hızlı değişimin de nedeni akıl taklasıdır. 


Çünkü arada 77 bin yıl gibi kısa bir zaman vardır. Bu kısa zaman içinde kafatası hacminin 420 cc’den 680-750 cc’ye çıkmış olmasının nedeni bilinmemektedir. Bu 70-80 bin yıllık zaman çok küçük bir zaman dilimidir. Ama kafatası hacmindeki değişiklik çok büyüktür. 3-4 milyon yıl içinde 350 cc’den ancak 420 cc. ye ulaşan kafatası hacmi, 70-80 bin yıl içinde nasıl oldu da 420 cc’den 680-750 cc’ye ulaşmıştır diye sorulmalıdır.


 Eller

Çevresel koşulların zorlaması sonucu yaşam biçimleri değişen ve elleriyle sığ sularda, iki ayaküstünde yürüyerek su ürünleri avlayan ve toplayan bir canlının ellerinin bu şekli alması şaşırtıcı değildir. Bu canlı ağaçta yaşarken meyveyi koparıp ağzına atıyor. Bu çok sofistike bir el manipülasyonu gerektirmemektedir. Ama su ürünleriyle beslenmek zorunda kalınca, kabukluları bulundukları yerden toplamak, taşımak, kabuğunu açıp içini yemek sofistike bir el manipülasyonu gerektirmektedir. Kaldı ki su ürünlerinin en önemlisi olan balığın yakalanması ve taşınması el başparmağının kavrayıcı özelliğinin gelişmesini gerektirmektedir.(modern insandaki gibi) Bu elle balık tutma olgusu günümüzde ayıların ağzıyla, kartalın sığ sularda pençesiyle ve Sumatra’da uzun kuyruklu makakların elleriyle balık tuttukları bilindiğinden hiç de şaşırtıcı gelmemelidir. (Steward et al. 2008) 


Hayvanlar beden parçalarını ve bedenlerini insandan daha büyük beceriyle ve fonksiyonel olarak kullanmaktadırlar. Belkide Au. Sediba sığ sularda bitki köklerinin dibinde balık yuvalarını keşfedip elleriyle balık avlıyordu. Dişlerin bu kadar küçük ve insansı olması, bu deniz ürünleri ve balık eti yenmesinin sonucudur diye düşünülmelidir.


Prof Mark Maslin Rift vadisinin devasa göllerle kaplı olduğunu, şu anda gene çok sayıda göl olduğunu, göl bulunmayan yerlerin de eskiden var olan devasa göllerin göl dibi çökeltileri olduğunu söylemektedir. Çeşitli grafik ve çizelgelerle insanın evrimiyle gölleri ilişkilendirmektedir. Göller en geniş ve yaygınken Homo cinsinin görülmeye başladığını söylemiştir. (7)


Başparmak dışındaki el parmaklarının kısalmasında ana faktör artık ağaççıl yaşamın belirleyici yaşam biçimi olmamasıdır. Yani bu canlı ağaca sadece güvenli gece geçirmek için çıkmaktadır. Bunu ayak şekli ve pelvis şeklinden zaten anlamaktayız. Yani gününün çoğu yerde, sığ sularda, iki ayak üstünde yürüyerek geçmektedir. Kısaca sudan beslenebilmek için başparmak kavrama yeteneğine sahip olmalı ve diğer parmaklar da rahat kavramak için kısalmalıdır. Yani BU ELLER BİR BALIKÇI ELİDİR.


 Bugüne dek bilinen şudur; El ve beyin birlikte birbirini karşılıklı etkileyerek gelişmişlerdir. İnsanın akıllı canlı olmasının ana nedeni ayağa kalkması ve ellerin boş kalmasıdır. El boş kaldığı için kullanılarak hem kendisini hem beyni geliştirmiş diye bilinmektedir. Eldeki değişimin bugüne kadar alet yapım ve kullanımı sonucu olduğuna ilişkin kesin inanış bu gelişmelerden sonra ciddi bir biçimde sorgulanmalıdır.  Halbuki Darwin ‘’İnsanın Türeyişi’’ adlı eserinde ‘’alet yapmak ve kullanmak için önce el değil, akıl gereklidir’’ demiştir. (Darwin C. 2002)


Au. Sediba’da elle birlikte olması gereken beyin aslında pelvisle birlikte olması beklenilen büyük beynin aynısıdır. Fakat bulunan Au. Sediba fosilinde bu büyük kafatası ve beyin yoktur. Bu da somut bir durumdur. O zaman gelişkin bir elle birlikte bulunması gereken beynin, beklenen gelişkin becerileri bu küçük beyne yüklenmeye çalışılmıştır.


Bugüne dek bilinenlerden hareketle, ele uygun, sofistike, manipüle ettirici gelişkin bir beyin arayışı vardır. Ve o beyni yeni bir kavramla ‘’küçüktür ama reorganizedir’’ diye tanımlayarak gelişkin ele gelişkin beyin görüşü ileri sürülmektedir. Tam burada, KÜÇÜK AMA REORGANİZE, YANİ BİZİM BİLDİĞİMİZ MODERN İNSANINKİ GİBİ OLMASA DA ONA YAKIN SOFİSTİKE ÖZELLİKLERİ VE İŞLEVLERİ OLAN BİR BEYİNSE VE GELİŞKİN BİR ELİ HEM ÜRETMİŞ HEMDE YÖNLENDİRİYORSA VE YETERLİYSE NEDEN DAHA SONRA KAFATASI HACMİ ARTMIŞTIR? diye sorulmalıdır. Pelvise uygun büyük kafatasının olmayışı çok somut ve elle tutulur olduğu için kabullenilerek obstetric hipotezinden vazgeçilmiştir. Aynı davranışın aşil tendonu konusunda da gösterilmesi reel durumun olduğu gibi kabul edilmesi ve o durumun analitik açıklanması gerekmektedir. Aynı şey el-beyin ilişkisi için de geçerlidir. Onun da analitik sebep sonuç ilişkileriyle açıklanması gerekmektedir.


Au. Sediba insan evriminin Rosetta taşıdır. İnsanlık tarihi ve bilim için bir şanstır; doğru okunmalıdır.


Şimdiye kadar bilinen gelişkin bir elin, gelişkin bir beyinle birlikte olması gerektiği bilgisidir. Beyin küçüklüğü, beyinde bir fonksiyon ya da cognitive (bilişsel) gelişkinlik aranmasına neden olmuştur.


Kaynakça:



Bernhard Zipfel, Jeremy M. DeSilva, Robert S. Kidd, Kristian J. Carlson, Steven E. Churchill, Lee R. Berger. The Foot and Ankle of Australopithecus sediba.  Science 9 September 2011: 1417-1420. DOI:10.1126/science.1202703


Darwin C. 2002 İnsanın Türeyişi Ankara: Onur Yayınları


Job M. Kibii, Steven E. Churchill, Peter Schmid, Kristian J. Carlson, Nichelle D. Reed, Darryl J. de Ruiter, Lee R. Berger. A Partial Pelvis of Australopithecus sediba. Science 9 September 2011: 1407-1411. DOI:10.1126/science.1202521


Kaynak O. 1983 Bir Memeli Embriyonu Diğer Bir Tür Memelinin Rahmine Yerleştirilip Büyütülürse Nasıl Bir Sonuç Alınır? Evcil Dergisi 5: 26-28


Kaynak O. 1998 Aktüel Dergisi 344: 50-53


Kaynak O. 2007 İnsan Nasıl İnsan Oldu? Yeni Bir Öneri. Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 1058: 12-14


Kaynak O. 2008 Bu Günkü Halimize Nasıl Dönüştük? Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi 1129: 2


Kaynak O. 2010 IV. Ulusal Biyolojik Antropoloji Sempozyumu Bildiri Özetleri Kitapçığı :2


Kaynak O. 2011 XI. International Syymposium on ‘’Disorder Systems: Theory and Its Applications’’ : 15


Kristian J. Carlson, Dietrich Stout, Tea Jashashvili, Darryl J. de Ruiter, Paul Tafforeau, Keely Carlson, Lee R. Berger. The Endocast of MH1, Australopithecus sediba. Science 9 September 2011: 1402-1407. DOI:10.1126/science.1203922


Robyn Pickering, Paul H. G. M. Dirks, Zubair Jinnah, Darryl J. de Ruiter, Steven E. Churchil, Andy I. R. Herries, Jon D. Woodhead, John C. Hellstrom, Lee R. Berger. Australopithecus sediba at 1.977 Ma and Implications for the Origins of the Genus Homo. Science 9 September 2011: 1421-1423. DOI:10.1126/science.1203697


Stewart A. M. E, Gordon C. H, Wich S. A, Meijaard E. 2008 İnternational Journal Of Primatology 29:543-548


Tracy L. Kivell, Job M. Kibii, Steven E. Churchill, Peter Schmid, Lee R. Berger.  Australopithecus sediba Hand Demonstrates Mosaic Evolution of Locomotor and Manipulative Abilities.  Science 9 September 2011: 1411-1417 DOI:10.1126/science.1202625


Meldrum D. Jeffrey .  Journal of Scientific Exploration, Vol. 18, No. 1, pp. 65–79, 2004
















7-11- http://www.youtube.com/watch?v=4Q8o2XKfLLA

Copyright©2013 by Oktay Kaynak