Human Evolution, MENTAL OVERTURNING (AKIL TAKLASI), The Three Leaps in Human Evolution,
Showing posts with label hbt. Show all posts
Showing posts with label hbt. Show all posts
Friday, 18 September 2020
Thursday, 26 December 2019
HBT Sayı 195, Göbeklitepe’nin yapılabilirliği üzerine… Ve birkaç ayrıntı
12.000 yıl önceki insan,
beyin hacmi açısından günümüz insanı ortalamasındadır.
Aslında
insan türü 1,5-2 milyon yıldır aynı beyin hacmi kapasitesine sahiptir. Homo
sapiensi uzaya gönderen sadece 1000-1500 cc.lik beyni değil, yaklaşık 2 milyon
yıldır yeryüzünde bulunan insan türünün biriktirdiği bilgi birikimidir. O bilgi
birikimi olmasaydı, dünya Cromwell gibi 2000cc.lik beyin hacmine sahip
insanlarla dolu olsaydı, bunlar ne atomu parçalayabilirlerdi ne de aya
inebilirlerdi. Elbette bilgi birikimini de beyin kapasitesi sayesinde yapıyor.
Beyin kapasitesi atomu parçalamanın ve aya inmenin olmazsa olmazıdır ama
yetmez. Atomu parçalamak ve aya inmek için ya da yapay zeka üretmek üzere yola
çıkmak için insanlığın 2 milyon yıldır biriktirdiği bilgi birikimi, bu bilgi
birikiminden doğan, onun sonucu ve ürünü olan teknoloji, bu teknolojinin sonucu
ve ürünü olan son derece gelişkin, sofistike alet ve aygıtlar olmadan hiçbir
deha ne atomu parçalayabilir, ne aya inebilir ne de yapay zeka üretmek üzere
yola çıkabilirdi.
12.000
yıl önceki insanın zekası günümüz insanının ortalama zekasından asla düşük
değildir. Sadece o güne dek insan türü tarafından biriktirilmiş bilgi birikimi,
o birikimin sonucu olan teknoloji ve o teknolojinin sonucu olan alet ve
aygıtlardan yoksundur.
İngiliz
arkeolog David Chapman’ın yaptığı çalışmayla başlarsam, daha kolay
anlaşılabilir olacağımı düşünüyorum. İngiliz arkeolog eline yaklaşık 70×50 cm
boyutlarında 10-15 cm kalınlığında hazırlanmış bir kireçtaşı tabakası aldı,
daha sert bir taşla üstüne kabaca bir yaban domuzu resmi çizdi. Daha sonra
çizimde kullandığı sert taşla yaban domuzu alanı dışındaki yüzeyi küçük
darbelerle vurarak zayıflattı ve indirdi. 1-1,5 cm indirilince yaban domuzu
kabartma olarak ortaya çıktı. Arkeolog bu işi 6 saatte yaptığını söyledi.
İngiliz arkeolog bu işlemi 12.000 yıl önceki insanın bu işi nasıl yaptığını ya
da nasıl yapabileceğini göstermek amaçlı yaptı.
Yukarıda
anlatılanlardan yola çıkarak 12.000 yıl önceki insanın hatta 200.000 yıl önceki
insanın eline, insanlığın bugüne dek biriktirdiği bilgi birikimini, teknolojiyi
ve alet aygıtı verseniz günümüz insanının yaptığı her şeyi yapar. Yani günümüz
insanı (homo sapiens sapiens) bugün yaptıklarını üstün zekasıyla değil, 2-3
milyon yıldır biriktirilen bilgi birikimiyle yapmaktadır. Hatta Göbeklitepe’de
olduğu gibi yabani ve saldırgan bir yığın vahşi hayvanın içinde yaşamını ve
türünü sürdürebilmek günümüz insanının pek de kolay becerebileceği bir iş
değildir. Çünkü Göbeklitepe insanı bütün bu vahşi ortamda yaşamayı bir elinde
düşmanına fırlatabileceği bir taş, diğer elinde bir sopayla başarabilmiştir.
Son bulgularla bu vahşi hayvanlara tuzaklar da kurduğu bilinmektedir.
Göbeklitepe
civarında Göbeklitepe ile çağdaş ya da daha yakın döneme ait 12 ayrı tepede
Göbeklitepe benzeri yapılar bulunmaktadır. Bu tür yapıların çokluğunun ve
birbirine yakın (Harran ovası) olmasının bir nedeni olmalıdır. Eğer bunlar
tapınaksa (ki ben böyle olmadığını söylüyorum), bu alanlarda büyük bir insan
nüfusunun yaşamış olması gerekir. Arkeolojik bulgular bölgede böyle yoğun bir
nüfusu doğrulamıyor.
Yuvarlak
yapıların kapalı olması, çoğunluğunda kapı olmaması (çok azında bir insanın
zorlanarak geçebileceği bir giriş var) bu yapılara girişin engellenmek
istenildiğini göstermektedir. Büyük bir olasılıkla kendileri uygun bir ağaç
merdivenle yapıların içine girip, merdiveni çekerek içeri alıyorlardı.
Ölülerini
ortadaki iki yüksek sütunu birleştiren ağaç kütüklerinden oluşan setin üzerine
yatırıp sadece akbabalar tarafından (diğer yırtıcılar tarafından
hırpalanmadan) yenilmesini beklediler. O
setin üstünde yatan ölünün birilerinin çocuğu, annesi, babası olduğu
düşünülürse, bu yapıların yapılma ve böyle dizayn edilme ihtiyacı daha
anlaşılır olur. Tabii burada ne kadar beklenildiğini ve ölüm sıklığını
bilmiyoruz. Göbeklitepe’ye özgü konuşmak
gerekirse, üç kafatası hariç, alanda insan kemiğine rastlanmaması; etleri
akbabalarca yenip kemikleri kalınca, bu kemikleri günümüzde Tibet’li
Budistlerin yaptığı gibi, parçalayıp ufalayarak akbabalara yedirmiş
olabileceklerini düşündürmelidir.
Göbeklitepe’de
yapılan kazılarda çok miktarda akbaba kemiği bulunmuştur. Eğer ölü, insan ve
akbaba arasındaki ilişki Tibetlilerinki gibiyse (ki büyük olasılıkla öyledir),
ölüye konsantre olan akbabaları çok kolayca yakalayıp yedikleri düşünülmelidir.
Tibet’li
Budistler ölülerini Himalaya dağlarının olabilecek en görünür yerlerine
çıkarıyorlar. Ölüleri sardıkları bezleri bu alanda açıp, yüzükoyun yatırıp akbabalara
sunuyorlar. Daha sonra alanda biriken kemik yığınlarını toplayıp eziyorlar ve yeniden
akbabaların yemesi için alana bırakıyorlar. Akbabaların davranışları aynı
günümüz evcil kümes hayvanlarının davranışları gibi. Ölüyü getiren insanlara hiçbir
düşmanca davranışları yok, insana evcilleştirilmiş akbaba görüntüsü veriyorlar.
Aynı
ilişkinin yani insan-akbaba-ölüler ilişkisinin kuzey ‘’bereketli hilalde’’
yaşanmamış olabileceğini kim söyleyebilir? Zaten Göbeklitepe öncesi dönemde
orada yaşayan insanların ölülerini akbabalar yesin diye bıraktıkları biliniyor.
Göbeklitepe tipi yuvarlak yapılar, ölüleri vahşi yırtıcılara bırakmadan sadece
akbabaların yemesi için dizayn edilmiş yapılardır.
İran’ın
Yezd ve Hindistan’ın Mumbai kentlerinde ‘’sessizlik kuleleri’’ adı verilen
Göbeklitepe tipi yuvarlak yapılar bulunmaktadır.
Yuvarlak yapıların
tabanlarında su drenaj kanalları vardır
Yapının
duvara yakın bir yerinde tabanda biriken su gitsin, tabana etki edip zemini
yumuşatmasın diye biriken yağmur sularının tahliyesi amaçlanmıştır. Çünkü
yapıları bulabildikleri sürece ana kaya üzerine inşa etmişler. Ana kaya
bulamadıkları yerlerde ‘’terrazo’’ adı verilen bir tür harçla zeminin su
tutmasını engellemeye çalışmışlardır. Bundan amaç, zeminin sağlam olması
beklentisidir. Çünkü zemin su tutup yumuşarsa, ortadaki iki dikilitaşın
devrilme olasılığı son derece yüksektir. Belki de bu tür kazalar yaşadıkları
için bu çözümü ürettiler. Ortadaki büyük dikilitaşlar 16-20 ton ağırlığındadır
ve tabanda dar bir alana basmaktadır. Bastığı alanın su tutmaz ve sağlam olması
gerekir.
Göbeklitepe’yi yapanlar
nerede, nasıl barınıyorlardı?
Ian
Hodder: "Origins of Settled Life; Göbekli and Çatalhöyük’’ konuşmasında
Göbeklitepe ve Çatalhöyük’te yaşayan insanların yukarıdaki çizimde olduğu gibi
ağaç dalları ve çalılardan yapılmış, derme-çatma, çadırımsı barınaklarda,
konar-göçer tipi, kısa dönemli geçici yerleşimler yaptıklarını söylemektedir.
Göbeklitepe’yi yapanların Şanlıurfa’da yaşadıkları düşünülüyor. Göbeklitepe’yi
inşa edenlerin en azından bu inşaat süresince bu tür geçici, derme-çatma
barınaklarda yaşadıkları düşünülmelidir. Bu tür barınak kalıntıları Fransa ve
Tatvan’da bulunmuştur.
Göbeklitepe
yapıları yapılmadan önce bu yörede yaşayan insanlar, ölülerini büyük olasılıkla
yine bu tepenin zirvesine yani bu 20 yapının inşa edildiği aynı yere getirip
bırakıyorlardı. Ve bu tepe yamacının görünürlüğünden dolayı ölülerinin vahşi
hayvanlar tarafından paramparça edilişini izliyorlardı.Bu ölüler çocukları,anne
babaları,yakınları ve sevdikleriydi. Göbeklitepe’deki dikilitaşların üzerindeki
kabartmalardan anlaşılacağı gibi, bölgede pek çok türde yırtıcı bulunuyordu.
Yöre halkı ölülerinin yırtıcılar tarafından parçalandığını görmek zorunda
kalıyordu. Çünkü Göbeklitepe denilen tepe, deniz seviyesinden 785 metre
yükseklikte, dört bir yandan 200 km. mesafeden görülebilen bir yerdir. Yani
ovanın her yerinden görülüyor, oradan da ovanın her yeri görülebiliyor.
Bu
yapıların korunaklı ve girilmez olmasının amaçlandığı anlaşılmalıdır.
Duvarların yüksekliğinin 2 metre olmasının nedeni buraya kuşların dışında
ölüleri yiyebilecek yırtıcılar dahil diğer hiçbir canlının girememesinin
amaçlanmasıdır. Özellikle ölü, iki yüksek dikili taşın üzerinde ağaç
kütüklerinden oluşturulan sette bulunurken, gece kokuya gelecek yırtıcıların
ölüye ulaşamaması amaçlanmıştır. Belki de duvar dibinde oluşturulan sekilerin
üstünde ayakta durarak, ellerinde uzun bir sopa ile yuvarlak yapının her tarafını
kontrol altında tutuyorlardı. Duvar üzerinden her tarafı gözetliyorlardı. Belki
de yapıların yuvarlak dizayn edilmesinin de ana sebebi bu dört bir yandan
kontrol ihtiyacıydı.
Göbeklitepe’ye
insanoğlunun ilk tapınağı denmeye çalışılması arkeolojik, antropolojik,
sosyolojik gerçeklerin üzerinin örtülmesine ve gölgelenmesine neden oluyor.
Çünkü daha sonra ki zamanlarda insanoğlu kendisine mitoloji, felsefe, tabu ve
çeşitli dinler üretti. Günümüzde bile dünya üstünde 20 değişik din var.
Göbeklitepe’deki iki
önemli figür…
Bu
figürlerden biri kafası kesik bir erkek;
Kafası
kesilmiş olması ölümün, yine bu erkeğin cinsel organının ereksiyon durumunda
olması ise doğumun çok açık anlatımıdır.
Diğer
figür ise doğum yapan kadın;
Bu
figür hem doğumu hem de bebek ters yani ayaktan geldiği için ölümü temsil
ediyor olabilir. Çünkü ters gelen bebeğin öncelikle bebek ölümü hatta
anne-bebek ölümüne neden olduğu bilinmektedir.
Aslında
Göbeklitepe’deki dikilitaşlar üzerinde bulunan semboller ve figürlerin bize
doğum-ölüm döngüsünü anlatmaya çalıştığı çok açık gibidir.
Bizim
bizden önceki veya çok önceki insanların yaptıklarına şaşırıp kalmamamız
gerekir. 1,5-2 milyon yıldır aynı zeka düzeyinde insanlar vardı yeryüzünde.
Herhalde hiçbirimiz Aristoteles’ten daha akıllı değiliz. İnsanı aya zekası
değil, 2 milyon yıldır biriktirdiği bilgi birikimi götürmüştür.
Kaynakça;
Thursday, 19 December 2019
Friday, 15 November 2019
GÖBEKLİTEPE DÜNYANIN İLK TAPINAĞI DEĞİL DÜNYANIN İLK ‘’SESSİZLİK KULELERİ’’ TOPLULUĞUDUR


GÖBEKLİTEPE
DÜNYANIN İLK TAPINAĞI DEĞİL
DÜNYANIN
İLK ‘’SESSİZLİK KULELERİ’’ TOPLULUĞUDUR
Göbeklitepe’nin anlaşılabilmesi için bazı önemli
soruların yanıtlanması gerekir. Bu sorular:
1- Bu yapılar neden tek bir yapı değil de 20 yapı birden
aynı alanda, yan yana inşa edilmiştir?
2- Bu yapıların ahşap kısımları var mıdır, varsa nedir?
3- Yapılar bilerek gömülmüşse, neden?
4- Göbeklitepe’nin hemen sonrasında yerleşim yeri olan
Nevali Çori’de neden bu tür yapıdan sadece bir tane vardır ve dört köşe bir
yapıdır?
5- Bu yapıları yapanlar Fransa’da ve 2019 yılında Tatvan’da
fosili bulunan ağaç dallarından ve çalılardan yapılmış ilkel barınaklara benzer
yapılarda mı yaşadılar?
1- Bu yapılar neden tek bir yapı değil de
20 yapı birden aynı alanda, yan yana inşa edilmiştir?
Insanın tarihine bakıldığında hiçbir yerde tapınaklar
kümesi görülmez. En fazla bir kutsal alan bulunur, ortasında da bir tapınak
vardır. Göbeklitepe'de bilinen 20 tane genellikle aynı biçimde yapının bir
arada bulunmasını şöyle açıklayabiliriz:
Orada 20 kabilenin yaşadığını ve bu yapıların her birinin
farklı kabilelerin kullanımında olduğunu düşünebiliriz. Yapım sırasında herkes
birbirine yardım etmiş olabilir. Ama her bir yapının ayrı bir kabilenin
kullanımında olduğunu düşünmek gerekir. Çünkü kabilelerin avladıkları ve
topladıkları yiyecekleri sadece kabile içinde paylaştıkları biliniyor.
20 yapının bir arada bulunmasının bir ihtiyaçtan, bir
zorunluluktan doğduğu düşünülmelidir. Bu zorunluluk ne olabilir? Bütün
canlıların bulunduğu yerde bir doğum ve ölüm döngüsü vardır. Ölümün ne zaman
geleceği belli değil, artı insanın doğum mekanizmasının karmaşıklığından dolayı
doğum sırasında bebek ölümleri, anne- bebek ölümleri çok fazladır.(Nevali Çori
ve Çatalhöyük’te yaşam odalarının altındaki mezarlarda bulunanlar buna kanıt
olmalıdır). Yoğun salgın hastalıklardan dolayı olan ölümler de düşünülürse, her
yapıda bir kabilenin ölülerinin sadece akbabaların yemesine sunulması ihtiyacı
20 yapının bir arada olmasını açıklamalıdır.
Urfa heykeli ve Göbeklitepe’de bulunan ağızsız küçük
heykeller ölümü simgeliyor diye düşünüyorum. Çünkü ölünce ağıza ihtiyaç
kalmıyor artık.
Ana iki sütundan birinin doğumu diğerinin ölümü sembolize
ettiğini düşünüyorum. Sütunlarda kabartması yapılan canlıların genel
karakteristiği ciddi öldürme gücüne sahip olmalarıdır. Zaten kabartmalardaki
betimlerin genelinde yırtıcılar saldırı pozisyonunda resmedilmişlerdir. Buradan
şunu rahatlıkla çıkarabiliriz ki, bu kabartmalar ölümü çağrıştırmak için
yapılmışlardır. Sütunların üstündeki hayvan kabartmalarının hepsinin erkek
olması ve cinsel organlarının ereksiyon durumunda olması doğumu anlatmaktadır.
Elbetteki cinsel organları görünebilir olanlar (yılan, akrep, örümceğin cinsel
organlarını gösterme şansları yoktu) ereksiyon pozisyonunda gösterilmiştir. Bu
bir tesadüf değildir. Israrla anlatılmak istenen bir şey olmalıdır. Anlatılmak
istenen şey doğumdur. Çünkü o zaman dişilerin yumurtladığı bilinmiyordu ve kadının
dünyaya bir canlı getirmesinin tek nedeni erkek sanılıyordu. Kadın sadece
taşıyıcıydı. Yani bir erkekle birleşmeyen hiçbir dişi bir yavru meydana
getiremezdi. Yani yavrunun olmazsa olmazı erkek olmalıydı. Belki de yavruyu
annenin içine erkeğin koyduğu düşünülüyordu. O nedenledir ki ereksiyon
durumundaki bir erkeklik organı doğumu yani yeni bir canlının dünyaya gelmesini
sembolize ediyordu. Sütunlar üstünde çok sayıda görülen ‘’H’’ harflerinin iki
düşey ayağından birinin doğumu diğerinin ise ölümü temsil ettiğini düşünüyorum.
Peki,
bu yapılar nasıl kullanılıyorlardı:
Ölüler iki ana sütunu birbirine bağlayan ahşap zemine
yerleştiriliyordu. Ölenin yakınları ya da orada bulunması gerekenler kısa
sütunların dibindeki sekilerde oturup bekliyorlardı. Bu sekilerin üstleri ahşap
kütük ve çalılarla kapatılıp gölgelik ve yağmurdan korunma sağlanıyordu. 100
yıl öncesine kadar İran’daki Sessizlik Kuleleri’nde bir ölünün akbabalar
tarafından yenilebilecek her şeyinin yenilmesi için bir yıl geçmesi gerektiği
söyleniyor. Göbeklitepe’de ne kadar bekliyorlardı bilmiyoruz. Yapıların dış
duvarlarının 2 metre olmasının ve orada bir nevi nöbet tutulmasının sebebi, ölüyü
yırtıcıların almasını engellemektir. Yapılarda çoğunlukla kapı olmaması ya da
son derece dar girişlerin olması, kazılan yapıların ikisinde bir insanın zor
geçebileceği ‘’lumbar’’ denilen girişlerin olması yırtıcıların bu yapılara
girişlerinin engellenmeye çalışıldığını göstermektedir. Yapılar yırtıcıların
hem ölüye ulaşmasını hem de orada bekleyenlere saldırmasını engellemek amacıyla
dizayn edilmiş olmalıdırlar.
Bu 20 yapının yapılması için seçilen yerin de ana
özelliği ovadaki en görünür yer olmasıdır. Klaus Schmidt de yer seçiminin
sebebinin görünülürlük olduğunu söylemektedir.
Ana sütunlardan birinde üç tane çanta şeklindeki
kabartmanın bütün bir hayvan derisinden yapılma su taşıma tulumu olduğu düşünülebilir.
Çünkü Göbeklitepe civarında su yok ve büyük bir olasılıkla yaşadıkları
yerden(Urfa olduğu düşünülüyor) su getirmiş olmalılar.
2-
Bu yapıların ahşap kısımları var mıdır, varsa nedir?
Ahşap yapının fosilleşmesi ya da günümüze kadar kalması
olasılığı çok düşüktür. Bu nedenle Helenistik ve Roma yapılarının ahşap
kısımları yakın tarihli olmalarına rağmen günümüze kadar kalamamaktadırlar.
Yapıların ahşap kısımlarının kalıntıları olmaması nedeniyle, bunları akıl
yürüterek bulmamız gerekmektedir. Göbelitepe’de de iki ana sütun ve diğer sütunların
üstünde bulunan çok sayıda oyuğun bilinçli yapıldığından hareketle, bunların
üstüne önce yapıştırıcı harç (aynı dönemde terrazalarda bir tür yapıştırıcı
harç kullanılmıştır) yumuşak harcın üstüne de her iki sütunu birleştirecek
şekilde ağaç kütükleri döşendiğini düşünüyorum. Aynı mantıkla kenardaki kısa
sütunlar ikişer ikişer kütüklerle birleştirilerek bir tür dairesel ya da
eliptik bir gölgelik oluşturulduğunu düşünelim; bu gölgelikler küçük sütunların
diplerinde oluşturulan sekilerin üstünü gölgelemektedir. İki ana sütun ise aynı
şekilde üstlerine ağaç kütükleri döşenip birleştirilmiştir. Ama bu ahşapla birleştirilmiş
iki yüksek sütun gölgelik amaçlı değildir. Üstüne ölülerin yatırıldığı ve
sadece akbabalar tarafından yenmesinin amaçlandığı bir tür musalla taşıdır.
İran’ın Yezd kentinde bulunan Sessizlik Kuleleri’nin ilk örnekleridir bunlar.
Ben böyle bir ihtiyacın doğuş nedenini şöyle açıklıyorum;
Göbeklitepe öncesi insanların ölülerini akbabalara
yedirdikleri biliniyor. Yani Göbeklitepe’de yaşayanlarda bu yapılardan önce ölülerini
akbabalara yediriyorlardı. Bölgenin neolitik dönemdeki flora ve faunası iyi biliniyor.
Sütunlardaki kabartmalardan da anlaşılmalıdır ki, o dönemde Göbeklitepe ve
çevresinde çok sayıda yırtıcı ve vahşi hayvan yaşıyordu. Bu tür yırtıcıların
yaşadığı bir alanda, bu yırtıcıların ulaşamayacağı yükseklikte bir jeolojik
yapının da olmadığı bir düzlükte siz ölülerinizin sadece akbabalar tarafından
yenmesini sağlayamazsınız. Ölülerinizin bir yığın yırtıcı tarafından paramparça
edilmesini ve hırpalanmasını engelleyemezsiniz. Ölüleriniz anneniz, babanız, kardeşiniz, dedeniz,
nineniz….çoğunlukla yaşlılar ölüyor diye düşünürsek kabilenin en saygın ve
önemli kişileridir. Babasının ölüsünün yırtıcılarca paramparça edildiğini
gözleyen babanızın sizden ‘’ben ölünce beni böyle parçalatmayın, bana eziyet
ettirmeyin’’ gibi bir isteği olabilir. Biz buna şimdi vasiyet diyoruz. Hatta
herkes böyle düşünebilir, kendi ölüsünün hırpalanmamasını isteyebilir. Böyle
istek ve beklenti herkesin isteği ve ihtiyacı olması nedeniyle, bu yapıların
dizayn edilip yapılmasını sağlamıştır diye düşünüyorum.
3-
Yapılar bilerek gömülmüşse, neden?
Yapıların bilerek gömüldüğü konusunda tartışma yoktur. Bu
örtme malzemesinin yapısından biliniyor. Neredeyse inşası kadar ağır bir iştir.
Tonlarca malzeme getirilmiş belki de inşaları gibi kapatılmaları da yıllarca
sürmüştür.
Neden kapatılmışlardır?
Bizden sonra gelenler bu eserleri görsün diye
kapatılmazdı, tersine açık bırakılırdı ki görülsün. Çünkü 12000 sene sonra
ancak görülebildi o da tesadüfen. 1963 yılında Amerikalı arkeologlar yüzey
araştırması yapmışlar, çok sayıda çakmak taşından yapılma alet bulmuşlar.
Buğday ezme aletleri bulmuşlar. Olsa olsa bir Bizans mezarlığıdır diye kazıya
gerek görmemişler. Ben buradaki mezarlık tahminini önemsiyorum. Çünkü daha
sonra nedenini açıklayacağım ama buranın büyük emek ve zaman harcanarak kapatılmasının
ana nedeninin kapatanlar tarafından bu alanın atalarının mezarları olduğunu
düşünmeleridir. Çünkü atalarını burada akbabalara yedirdiler, atalarının
kafatasları büyük sütunlardaki küçük deliklerde belirli süre asılı kaldı.
Neden kapatıldığına gelince; Göbeklitepe’nin hemen sonrası Nevali Çori’de
ölülerin yaşam alanlarının altına gömüldüğünü biliyoruz. Göbeklitepe’nin 12.000
yıl önce yapımına başlanmış, değişik zaman ve katman aralıklarıyla yapım devam
etmiş, 10.500 yıl önce de kapatılmıştır. 10.000 yıl önce Nevali Çori’ de ölüler
gömüldüğüne göre, Göbeklitepe’de yaşayanlar ölüleri için bu harika çözümü
öğrenince hemen geleneksel ölü yedirme geleneğinden vazgeçip bu yapıları da
mezar kabul edip gömmüş olmalılar diye düşünüyorum.
4- Göbeklitepe’nin
hemen sonrasında yerleşim yeri olan Nevali Çori’de neden bu tür yapıdan sadece
bir tane vardır ve dört köşe bir yapıdır?
Nevali Çori çok güzel bir geçiş örneğidir. Ölülerin
gömülmesi başlıyor ve de Göbeklitepe ölü yedirme geleneğinden sadece boyları
kısalmış iki sütun kalıyor. Bu üstten ahşaplarla bağlı iki sütun da üzerine
ölünün yatırılıp, gömülmeden önce ölüye son olarak ne yapılıyorsa onun
yapıldığı, bizim musalla taşlarımızın ilk örneğidir.
5-
Bu yapıları yapanlar Fransa’da ve 2019 yılında Tatvan’da fosili bulunan ağaç
dallarından ve çalılardan yapılmış ilkel barınaklara benzer yapılarda mı
yaşadılar?
Göbeklitepe’nin bir yerleşim yeri olmadığı biliniyor.
Peki, bu yapıları inşa edenler nerede yaşıyorlardı gibi bir soru sorulmaktadır?
Fransa’da ve 2019’da Tatvan’da büyük bir şans eseri
bulunan kalıntılardan anlaşıldığı üzere o dönemde insanların kızılderili
çadırlarına benzer, ağaç dalları ve çalılardan yapılmış, son derece ilkel
barınaklarda yaşadıkları biliniyor. Urfa’da yaşadıkları düşünülüyor. Böyle bir
yerleşim alanında yaşamış olabilirler.
Kaynakça:
1- K
Schmidt ,Göbekli Tepe, southeastern
Turkey: A preliminary report on the 1995-1999 excavations, Paléorient, 2000
– JSTOR
2- K
Schmidt , Animals and a headless man at
Göbekli Tepe Neo-Lithics, 2006 - academia.edu
3- Gobeklitepe
Symposium 1st Lecturer - Mr.Trevor Watkins
https://www.youtube.com/watch?v=sAckedr2674
4- Gobeklitepe
Symposium 2nd Lecturer - Mr.Klaus Schmidt
https://www.youtube.com/watch?v=J1PDX0NjwsA
5- Gobeklitepe
Symposium 3rd Lecturer - Mr.B.G. Sidharth
https://www.youtube.com/watch?v=4I8xRnU0Y8U
Subscribe to:
Posts (Atom)


