Showing posts with label arkeoloji. Show all posts
Showing posts with label arkeoloji. Show all posts

Friday, 24 April 2020

GÖBEKLİTEPE NEDİR?

Thursday, 26 December 2019

HBT Sayı 195, Göbeklitepe’nin yapılabilirliği üzerine… Ve birkaç ayrıntı



12.000 yıl önceki insan, beyin hacmi açısından günümüz insanı ortalamasındadır.
Aslında insan türü 1,5-2 milyon yıldır aynı beyin hacmi kapasitesine sahiptir. Homo sapiensi uzaya gönderen sadece 1000-1500 cc.lik beyni değil, yaklaşık 2 milyon yıldır yeryüzünde bulunan insan türünün biriktirdiği bilgi birikimidir. O bilgi birikimi olmasaydı, dünya Cromwell gibi 2000cc.lik beyin hacmine sahip insanlarla dolu olsaydı, bunlar ne atomu parçalayabilirlerdi ne de aya inebilirlerdi. Elbette bilgi birikimini de beyin kapasitesi sayesinde yapıyor. Beyin kapasitesi atomu parçalamanın ve aya inmenin olmazsa olmazıdır ama yetmez. Atomu parçalamak ve aya inmek için ya da yapay zeka üretmek üzere yola çıkmak için insanlığın 2 milyon yıldır biriktirdiği bilgi birikimi, bu bilgi birikiminden doğan, onun sonucu ve ürünü olan teknoloji, bu teknolojinin sonucu ve ürünü olan son derece gelişkin, sofistike alet ve aygıtlar olmadan hiçbir deha ne atomu parçalayabilir, ne aya inebilir ne de yapay zeka üretmek üzere yola çıkabilirdi.
12.000 yıl önceki insanın zekası günümüz insanının ortalama zekasından asla düşük değildir. Sadece o güne dek insan türü tarafından biriktirilmiş bilgi birikimi, o birikimin sonucu olan teknoloji ve o teknolojinin sonucu olan alet ve aygıtlardan yoksundur.
İngiliz arkeolog David Chapman’ın yaptığı çalışmayla başlarsam, daha kolay anlaşılabilir olacağımı düşünüyorum. İngiliz arkeolog eline yaklaşık 70×50 cm boyutlarında 10-15 cm kalınlığında hazırlanmış bir kireçtaşı tabakası aldı, daha sert bir taşla üstüne kabaca bir yaban domuzu resmi çizdi. Daha sonra çizimde kullandığı sert taşla yaban domuzu alanı dışındaki yüzeyi küçük darbelerle vurarak zayıflattı ve indirdi. 1-1,5 cm indirilince yaban domuzu kabartma olarak ortaya çıktı. Arkeolog bu işi 6 saatte yaptığını söyledi. İngiliz arkeolog bu işlemi 12.000 yıl önceki insanın bu işi nasıl yaptığını ya da nasıl yapabileceğini göstermek amaçlı yaptı. 

Yukarıda anlatılanlardan yola çıkarak 12.000 yıl önceki insanın hatta 200.000 yıl önceki insanın eline, insanlığın bugüne dek biriktirdiği bilgi birikimini, teknolojiyi ve alet aygıtı verseniz günümüz insanının yaptığı her şeyi yapar. Yani günümüz insanı (homo sapiens sapiens) bugün yaptıklarını üstün zekasıyla değil, 2-3 milyon yıldır biriktirilen bilgi birikimiyle yapmaktadır. Hatta Göbeklitepe’de olduğu gibi yabani ve saldırgan bir yığın vahşi hayvanın içinde yaşamını ve türünü sürdürebilmek günümüz insanının pek de kolay becerebileceği bir iş değildir. Çünkü Göbeklitepe insanı bütün bu vahşi ortamda yaşamayı bir elinde düşmanına fırlatabileceği bir taş, diğer elinde bir sopayla başarabilmiştir. Son bulgularla bu vahşi hayvanlara tuzaklar da kurduğu bilinmektedir.
Göbeklitepe civarında Göbeklitepe ile çağdaş ya da daha yakın döneme ait 12 ayrı tepede Göbeklitepe benzeri yapılar bulunmaktadır. Bu tür yapıların çokluğunun ve birbirine yakın (Harran ovası) olmasının bir nedeni olmalıdır. Eğer bunlar tapınaksa (ki ben böyle olmadığını söylüyorum), bu alanlarda büyük bir insan nüfusunun yaşamış olması gerekir. Arkeolojik bulgular bölgede böyle yoğun bir nüfusu doğrulamıyor.
Yuvarlak yapıların kapalı olması, çoğunluğunda kapı olmaması (çok azında bir insanın zorlanarak geçebileceği bir giriş var) bu yapılara girişin engellenmek istenildiğini göstermektedir. Büyük bir olasılıkla kendileri uygun bir ağaç merdivenle yapıların içine girip, merdiveni çekerek içeri alıyorlardı. 


Ölülerini ortadaki iki yüksek sütunu birleştiren ağaç kütüklerinden oluşan setin üzerine yatırıp sadece akbabalar tarafından (diğer yırtıcılar tarafından hırpalanmadan)  yenilmesini beklediler. O setin üstünde yatan ölünün birilerinin çocuğu, annesi, babası olduğu düşünülürse, bu yapıların yapılma ve böyle dizayn edilme ihtiyacı daha anlaşılır olur. Tabii burada ne kadar beklenildiğini ve ölüm sıklığını bilmiyoruz.  Göbeklitepe’ye özgü konuşmak gerekirse, üç kafatası hariç, alanda insan kemiğine rastlanmaması; etleri akbabalarca yenip kemikleri kalınca, bu kemikleri günümüzde Tibet’li Budistlerin yaptığı gibi, parçalayıp ufalayarak akbabalara yedirmiş olabileceklerini düşündürmelidir.
Göbeklitepe’de yapılan kazılarda çok miktarda akbaba kemiği bulunmuştur. Eğer ölü, insan ve akbaba arasındaki ilişki Tibetlilerinki gibiyse (ki büyük olasılıkla öyledir), ölüye konsantre olan akbabaları çok kolayca yakalayıp yedikleri düşünülmelidir.
Tibet’li Budistler ölülerini Himalaya dağlarının olabilecek en görünür yerlerine çıkarıyorlar. Ölüleri sardıkları bezleri bu alanda açıp, yüzükoyun yatırıp akbabalara sunuyorlar. Daha sonra alanda biriken kemik yığınlarını toplayıp eziyorlar ve yeniden akbabaların yemesi için alana bırakıyorlar. Akbabaların davranışları aynı günümüz evcil kümes hayvanlarının davranışları gibi. Ölüyü getiren insanlara hiçbir düşmanca davranışları yok, insana evcilleştirilmiş akbaba görüntüsü veriyorlar.

Aynı ilişkinin yani insan-akbaba-ölüler ilişkisinin kuzey ‘’bereketli hilalde’’ yaşanmamış olabileceğini kim söyleyebilir? Zaten Göbeklitepe öncesi dönemde orada yaşayan insanların ölülerini akbabalar yesin diye bıraktıkları biliniyor. Göbeklitepe tipi yuvarlak yapılar, ölüleri vahşi yırtıcılara bırakmadan sadece akbabaların yemesi için dizayn edilmiş yapılardır.
İran’ın Yezd ve Hindistan’ın Mumbai kentlerinde ‘’sessizlik kuleleri’’ adı verilen Göbeklitepe tipi yuvarlak yapılar bulunmaktadır.
Yuvarlak yapıların tabanlarında su drenaj kanalları vardır
Yapının duvara yakın bir yerinde tabanda biriken su gitsin, tabana etki edip zemini yumuşatmasın diye biriken yağmur sularının tahliyesi amaçlanmıştır. Çünkü yapıları bulabildikleri sürece ana kaya üzerine inşa etmişler. Ana kaya bulamadıkları yerlerde ‘’terrazo’’ adı verilen bir tür harçla zeminin su tutmasını engellemeye çalışmışlardır. Bundan amaç, zeminin sağlam olması beklentisidir. Çünkü zemin su tutup yumuşarsa, ortadaki iki dikilitaşın devrilme olasılığı son derece yüksektir. Belki de bu tür kazalar yaşadıkları için bu çözümü ürettiler. Ortadaki büyük dikilitaşlar 16-20 ton ağırlığındadır ve tabanda dar bir alana basmaktadır. Bastığı alanın su tutmaz ve sağlam olması gerekir.
Göbeklitepe’yi yapanlar nerede, nasıl barınıyorlardı?
Ian Hodder: "Origins of Settled Life; Göbekli and Çatalhöyük’’ konuşmasında Göbeklitepe ve Çatalhöyük’te yaşayan insanların yukarıdaki çizimde olduğu gibi ağaç dalları ve çalılardan yapılmış, derme-çatma, çadırımsı barınaklarda, konar-göçer tipi, kısa dönemli geçici yerleşimler yaptıklarını söylemektedir. Göbeklitepe’yi yapanların Şanlıurfa’da yaşadıkları düşünülüyor. Göbeklitepe’yi inşa edenlerin en azından bu inşaat süresince bu tür geçici, derme-çatma barınaklarda yaşadıkları düşünülmelidir. Bu tür barınak kalıntıları Fransa ve Tatvan’da bulunmuştur. 

Göbeklitepe yapıları yapılmadan önce bu yörede yaşayan insanlar, ölülerini büyük olasılıkla yine bu tepenin zirvesine yani bu 20 yapının inşa edildiği aynı yere getirip bırakıyorlardı. Ve bu tepe yamacının görünürlüğünden dolayı ölülerinin vahşi hayvanlar tarafından paramparça edilişini izliyorlardı.Bu ölüler çocukları,anne babaları,yakınları ve sevdikleriydi. Göbeklitepe’deki dikilitaşların üzerindeki kabartmalardan anlaşılacağı gibi, bölgede pek çok türde yırtıcı bulunuyordu. Yöre halkı ölülerinin yırtıcılar tarafından parçalandığını görmek zorunda kalıyordu. Çünkü Göbeklitepe denilen tepe, deniz seviyesinden 785 metre yükseklikte, dört bir yandan 200 km. mesafeden görülebilen bir yerdir. Yani ovanın her yerinden görülüyor, oradan da ovanın her yeri görülebiliyor. 



Bu yapıların korunaklı ve girilmez olmasının amaçlandığı anlaşılmalıdır. Duvarların yüksekliğinin 2 metre olmasının nedeni buraya kuşların dışında ölüleri yiyebilecek yırtıcılar dahil diğer hiçbir canlının girememesinin amaçlanmasıdır. Özellikle ölü, iki yüksek dikili taşın üzerinde ağaç kütüklerinden oluşturulan sette bulunurken, gece kokuya gelecek yırtıcıların ölüye ulaşamaması amaçlanmıştır. Belki de duvar dibinde oluşturulan sekilerin üstünde ayakta durarak, ellerinde uzun bir sopa ile yuvarlak yapının her tarafını kontrol altında tutuyorlardı. Duvar üzerinden her tarafı gözetliyorlardı. Belki de yapıların yuvarlak dizayn edilmesinin de ana sebebi bu dört bir yandan kontrol ihtiyacıydı.
Göbeklitepe’ye insanoğlunun ilk tapınağı denmeye çalışılması arkeolojik, antropolojik, sosyolojik gerçeklerin üzerinin örtülmesine ve gölgelenmesine neden oluyor. Çünkü daha sonra ki zamanlarda insanoğlu kendisine mitoloji, felsefe, tabu ve çeşitli dinler üretti. Günümüzde bile dünya üstünde 20 değişik din var.
Göbeklitepe’deki iki önemli figür…
Bu figürlerden biri kafası kesik bir erkek;
Kafası kesilmiş olması ölümün, yine bu erkeğin cinsel organının ereksiyon durumunda olması ise doğumun çok açık anlatımıdır.
Diğer figür ise doğum yapan kadın;
Bu figür hem doğumu hem de bebek ters yani ayaktan geldiği için ölümü temsil ediyor olabilir. Çünkü ters gelen bebeğin öncelikle bebek ölümü hatta anne-bebek ölümüne neden olduğu bilinmektedir.
Aslında Göbeklitepe’deki dikilitaşlar üzerinde bulunan semboller ve figürlerin bize doğum-ölüm döngüsünü anlatmaya çalıştığı çok açık gibidir.
Bizim bizden önceki veya çok önceki insanların yaptıklarına şaşırıp kalmamamız gerekir. 1,5-2 milyon yıldır aynı zeka düzeyinde insanlar vardı yeryüzünde. Herhalde hiçbirimiz Aristoteles’ten daha akıllı değiliz. İnsanı aya zekası değil, 2 milyon yıldır biriktirdiği bilgi birikimi götürmüştür.
Kaynakça;

Thursday, 19 December 2019

HBT DERGİ 195.Sayı, 20.12.2019



Friday, 15 November 2019

GÖBEKLİTEPE DÜNYANIN İLK TAPINAĞI DEĞİL DÜNYANIN İLK ‘’SESSİZLİK KULELERİ’’ TOPLULUĞUDUR

 
GÖBEKLİTEPE DÜNYANIN İLK TAPINAĞI DEĞİL
DÜNYANIN İLK  ‘’SESSİZLİK KULELERİ’’ TOPLULUĞUDUR
Göbeklitepe’nin anlaşılabilmesi için bazı önemli soruların yanıtlanması gerekir. Bu sorular:
1- Bu yapılar neden tek bir yapı değil de 20 yapı birden aynı alanda, yan yana inşa edilmiştir?
2- Bu yapıların ahşap kısımları var mıdır, varsa nedir?
3- Yapılar bilerek gömülmüşse, neden?
4- Göbeklitepe’nin hemen sonrasında yerleşim yeri olan Nevali Çori’de neden bu tür yapıdan sadece bir tane vardır ve dört köşe bir yapıdır?
5- Bu yapıları yapanlar Fransa’da ve 2019 yılında Tatvan’da fosili bulunan ağaç dallarından ve çalılardan yapılmış ilkel barınaklara benzer yapılarda mı yaşadılar?

 1- Bu yapılar neden tek bir yapı değil de 20 yapı birden aynı alanda, yan yana inşa edilmiştir?
Insanın tarihine bakıldığında hiçbir yerde tapınaklar kümesi görülmez. En fazla bir kutsal alan bulunur, ortasında da bir tapınak vardır. Göbeklitepe'de bilinen 20 tane genellikle aynı biçimde yapının bir arada bulunmasını şöyle açıklayabiliriz:
Orada 20 kabilenin yaşadığını ve bu yapıların her birinin farklı kabilelerin kullanımında olduğunu düşünebiliriz. Yapım sırasında herkes birbirine yardım etmiş olabilir. Ama her bir yapının ayrı bir kabilenin kullanımında olduğunu düşünmek gerekir. Çünkü kabilelerin avladıkları ve topladıkları yiyecekleri sadece kabile içinde paylaştıkları biliniyor.
20 yapının bir arada bulunmasının bir ihtiyaçtan, bir zorunluluktan doğduğu düşünülmelidir. Bu zorunluluk ne olabilir? Bütün canlıların bulunduğu yerde bir doğum ve ölüm döngüsü vardır. Ölümün ne zaman geleceği belli değil, artı insanın doğum mekanizmasının karmaşıklığından dolayı doğum sırasında bebek ölümleri, anne- bebek ölümleri çok fazladır.(Nevali Çori ve Çatalhöyük’te yaşam odalarının altındaki mezarlarda bulunanlar buna kanıt olmalıdır). Yoğun salgın hastalıklardan dolayı olan ölümler de düşünülürse, her yapıda bir kabilenin ölülerinin sadece akbabaların yemesine sunulması ihtiyacı 20 yapının bir arada olmasını açıklamalıdır.
Urfa heykeli ve Göbeklitepe’de bulunan ağızsız küçük heykeller ölümü simgeliyor diye düşünüyorum. Çünkü ölünce ağıza ihtiyaç kalmıyor artık.
Ana iki sütundan birinin doğumu diğerinin ölümü sembolize ettiğini düşünüyorum. Sütunlarda kabartması yapılan canlıların genel karakteristiği ciddi öldürme gücüne sahip olmalarıdır. Zaten kabartmalardaki betimlerin genelinde yırtıcılar saldırı pozisyonunda resmedilmişlerdir. Buradan şunu rahatlıkla çıkarabiliriz ki, bu kabartmalar ölümü çağrıştırmak için yapılmışlardır. Sütunların üstündeki hayvan kabartmalarının hepsinin erkek olması ve cinsel organlarının ereksiyon durumunda olması doğumu anlatmaktadır. Elbetteki cinsel organları görünebilir olanlar (yılan, akrep, örümceğin cinsel organlarını gösterme şansları yoktu) ereksiyon pozisyonunda gösterilmiştir. Bu bir tesadüf değildir. Israrla anlatılmak istenen bir şey olmalıdır. Anlatılmak istenen şey doğumdur. Çünkü o zaman dişilerin yumurtladığı bilinmiyordu ve kadının dünyaya bir canlı getirmesinin tek nedeni erkek sanılıyordu. Kadın sadece taşıyıcıydı. Yani bir erkekle birleşmeyen hiçbir dişi bir yavru meydana getiremezdi. Yani yavrunun olmazsa olmazı erkek olmalıydı. Belki de yavruyu annenin içine erkeğin koyduğu düşünülüyordu. O nedenledir ki ereksiyon durumundaki bir erkeklik organı doğumu yani yeni bir canlının dünyaya gelmesini sembolize ediyordu. Sütunlar üstünde çok sayıda görülen ‘’H’’ harflerinin iki düşey ayağından birinin doğumu diğerinin ise ölümü temsil ettiğini düşünüyorum.
Peki, bu yapılar nasıl kullanılıyorlardı:
Ölüler iki ana sütunu birbirine bağlayan ahşap zemine yerleştiriliyordu. Ölenin yakınları ya da orada bulunması gerekenler kısa sütunların dibindeki sekilerde oturup bekliyorlardı. Bu sekilerin üstleri ahşap kütük ve çalılarla kapatılıp gölgelik ve yağmurdan korunma sağlanıyordu. 100 yıl öncesine kadar İran’daki Sessizlik Kuleleri’nde bir ölünün akbabalar tarafından yenilebilecek her şeyinin yenilmesi için bir yıl geçmesi gerektiği söyleniyor. Göbeklitepe’de ne kadar bekliyorlardı bilmiyoruz. Yapıların dış duvarlarının 2 metre olmasının ve orada bir nevi nöbet tutulmasının sebebi, ölüyü yırtıcıların almasını engellemektir. Yapılarda çoğunlukla kapı olmaması ya da son derece dar girişlerin olması, kazılan yapıların ikisinde bir insanın zor geçebileceği ‘’lumbar’’ denilen girişlerin olması yırtıcıların bu yapılara girişlerinin engellenmeye çalışıldığını göstermektedir. Yapılar yırtıcıların hem ölüye ulaşmasını hem de orada bekleyenlere saldırmasını engellemek amacıyla dizayn edilmiş olmalıdırlar.
Bu 20 yapının yapılması için seçilen yerin de ana özelliği ovadaki en görünür yer olmasıdır. Klaus Schmidt de yer seçiminin sebebinin görünülürlük olduğunu söylemektedir.
Ana sütunlardan birinde üç tane çanta şeklindeki kabartmanın bütün bir hayvan derisinden yapılma su taşıma tulumu olduğu düşünülebilir. Çünkü Göbeklitepe civarında su yok ve büyük bir olasılıkla yaşadıkları yerden(Urfa olduğu düşünülüyor) su getirmiş olmalılar.

2- Bu yapıların ahşap kısımları var mıdır, varsa nedir?
Ahşap yapının fosilleşmesi ya da günümüze kadar kalması olasılığı çok düşüktür. Bu nedenle Helenistik ve Roma yapılarının ahşap kısımları yakın tarihli olmalarına rağmen günümüze kadar kalamamaktadırlar. Yapıların ahşap kısımlarının kalıntıları olmaması nedeniyle, bunları akıl yürüterek bulmamız gerekmektedir. Göbelitepe’de de iki ana sütun ve diğer sütunların üstünde bulunan çok sayıda oyuğun bilinçli yapıldığından hareketle, bunların üstüne önce yapıştırıcı harç (aynı dönemde terrazalarda bir tür yapıştırıcı harç kullanılmıştır) yumuşak harcın üstüne de her iki sütunu birleştirecek şekilde ağaç kütükleri döşendiğini düşünüyorum. Aynı mantıkla kenardaki kısa sütunlar ikişer ikişer kütüklerle birleştirilerek bir tür dairesel ya da eliptik bir gölgelik oluşturulduğunu düşünelim; bu gölgelikler küçük sütunların diplerinde oluşturulan sekilerin üstünü gölgelemektedir. İki ana sütun ise aynı şekilde üstlerine ağaç kütükleri döşenip birleştirilmiştir. Ama bu ahşapla birleştirilmiş iki yüksek sütun gölgelik amaçlı değildir. Üstüne ölülerin yatırıldığı ve sadece akbabalar tarafından yenmesinin amaçlandığı bir tür musalla taşıdır. İran’ın Yezd kentinde bulunan Sessizlik Kuleleri’nin ilk örnekleridir bunlar.
Ben böyle bir ihtiyacın doğuş nedenini şöyle açıklıyorum;
Göbeklitepe öncesi insanların ölülerini akbabalara yedirdikleri biliniyor. Yani Göbeklitepe’de yaşayanlarda bu yapılardan önce ölülerini akbabalara yediriyorlardı. Bölgenin neolitik dönemdeki flora ve faunası iyi biliniyor. Sütunlardaki kabartmalardan da anlaşılmalıdır ki, o dönemde Göbeklitepe ve çevresinde çok sayıda yırtıcı ve vahşi hayvan yaşıyordu. Bu tür yırtıcıların yaşadığı bir alanda, bu yırtıcıların ulaşamayacağı yükseklikte bir jeolojik yapının da olmadığı bir düzlükte siz ölülerinizin sadece akbabalar tarafından yenmesini sağlayamazsınız. Ölülerinizin bir yığın yırtıcı tarafından paramparça edilmesini ve hırpalanmasını engelleyemezsiniz. Ölüleriniz anneniz,  babanız, kardeşiniz, dedeniz, nineniz….çoğunlukla yaşlılar ölüyor diye düşünürsek kabilenin en saygın ve önemli kişileridir. Babasının ölüsünün yırtıcılarca paramparça edildiğini gözleyen babanızın sizden ‘’ben ölünce beni böyle parçalatmayın, bana eziyet ettirmeyin’’ gibi bir isteği olabilir. Biz buna şimdi vasiyet diyoruz. Hatta herkes böyle düşünebilir, kendi ölüsünün hırpalanmamasını isteyebilir. Böyle istek ve beklenti herkesin isteği ve ihtiyacı olması nedeniyle, bu yapıların dizayn edilip yapılmasını sağlamıştır diye düşünüyorum.
3- Yapılar bilerek gömülmüşse, neden?
Yapıların bilerek gömüldüğü konusunda tartışma yoktur. Bu örtme malzemesinin yapısından biliniyor. Neredeyse inşası kadar ağır bir iştir. Tonlarca malzeme getirilmiş belki de inşaları gibi kapatılmaları da yıllarca sürmüştür.
Neden kapatılmışlardır?
Bizden sonra gelenler bu eserleri görsün diye kapatılmazdı, tersine açık bırakılırdı ki görülsün. Çünkü 12000 sene sonra ancak görülebildi o da tesadüfen. 1963 yılında Amerikalı arkeologlar yüzey araştırması yapmışlar, çok sayıda çakmak taşından yapılma alet bulmuşlar. Buğday ezme aletleri bulmuşlar. Olsa olsa bir Bizans mezarlığıdır diye kazıya gerek görmemişler. Ben buradaki mezarlık tahminini önemsiyorum. Çünkü daha sonra nedenini açıklayacağım ama buranın büyük emek ve zaman harcanarak kapatılmasının ana nedeninin kapatanlar tarafından bu alanın atalarının mezarları olduğunu düşünmeleridir. Çünkü atalarını burada akbabalara yedirdiler, atalarının kafatasları büyük sütunlardaki küçük deliklerde belirli süre asılı kaldı.
Neden kapatıldığına gelince;  Göbeklitepe’nin hemen sonrası Nevali Çori’de ölülerin yaşam alanlarının altına gömüldüğünü biliyoruz. Göbeklitepe’nin 12.000 yıl önce yapımına başlanmış, değişik zaman ve katman aralıklarıyla yapım devam etmiş, 10.500 yıl önce de kapatılmıştır. 10.000 yıl önce Nevali Çori’ de ölüler gömüldüğüne göre, Göbeklitepe’de yaşayanlar ölüleri için bu harika çözümü öğrenince hemen geleneksel ölü yedirme geleneğinden vazgeçip bu yapıları da mezar kabul edip gömmüş olmalılar diye düşünüyorum.
4- Göbeklitepe’nin hemen sonrasında yerleşim yeri olan Nevali Çori’de neden bu tür yapıdan sadece bir tane vardır ve dört köşe bir yapıdır?
Nevali Çori çok güzel bir geçiş örneğidir. Ölülerin gömülmesi başlıyor ve de Göbeklitepe ölü yedirme geleneğinden sadece boyları kısalmış iki sütun kalıyor. Bu üstten ahşaplarla bağlı iki sütun da üzerine ölünün yatırılıp, gömülmeden önce ölüye son olarak ne yapılıyorsa onun yapıldığı, bizim musalla taşlarımızın ilk örneğidir.
5- Bu yapıları yapanlar Fransa’da ve 2019 yılında Tatvan’da fosili bulunan ağaç dallarından ve çalılardan yapılmış ilkel barınaklara benzer yapılarda mı yaşadılar?
Göbeklitepe’nin bir yerleşim yeri olmadığı biliniyor. Peki, bu yapıları inşa edenler nerede yaşıyorlardı gibi bir soru sorulmaktadır?
Fransa’da ve 2019’da Tatvan’da büyük bir şans eseri bulunan kalıntılardan anlaşıldığı üzere o dönemde insanların kızılderili çadırlarına benzer, ağaç dalları ve çalılardan yapılmış, son derece ilkel barınaklarda yaşadıkları biliniyor. Urfa’da yaşadıkları düşünülüyor. Böyle bir yerleşim alanında yaşamış olabilirler.
Kaynakça:
1-    K Schmidt ,Göbekli Tepe, southeastern Turkey: A preliminary report on the 1995-1999 excavations, Paléorient, 2000 – JSTOR
2-    K Schmidt , Animals and a headless man at Göbekli Tepe Neo-Lithics, 2006 - academia.edu
3-    Gobeklitepe Symposium 1st Lecturer - Mr.Trevor Watkins  https://www.youtube.com/watch?v=sAckedr2674
4-    Gobeklitepe Symposium 2nd Lecturer - Mr.Klaus Schmidt  https://www.youtube.com/watch?v=J1PDX0NjwsA
5-    Gobeklitepe Symposium 3rd Lecturer - Mr.B.G. Sidharth  https://www.youtube.com/watch?v=4I8xRnU0Y8U