İNSANIN AKILLI CANLI
OLUŞUNUN ANA DEVİNDİRİCİ GÜÇLERİ VE AŞAMALARI
İnsan
üç ana devindirici gücün etkisi sonucu geçirdiği üç sıçramayla akıllı canlı
olmuştur.
Üç Ana Devindirici Güç
1. Varyasyonlar (Genetik çeşitlilik)
2. Doğal Seçilim Baskısı
3. Yedi milyon yıl önce ayağa kalkmanın
tetiklediği bütün hominin aşamalarında ve günümüzde devam eden iskelet
değişikliği
Üç Sıçrama
1. Yedi milyon yıl önce oluşan iki
ayaklılık sıçraması
2. Günümüzden iki milyon yıl önceleri
oluşan akıl taklası sıçraması
3. Doğanın doğal koşullarıyla üretmediği, o
zamana kadar doğada hiç olmayan bir taşı bir sopaya bağlayarak aletler
üretebilecek zihinsel kapasiteye ulaştığı akıl eşiği sıçraması
Üç ana devindirici güç ve
işlevleri
1.
Varyasyonlar: Evrim bilimciler derler ki; evrimin
motoru seçilim baskısıysa, ham maddesi de varyasyonlardır. Her yenidoğan canlı
bir varyasyondur. Yani yerküre üzerinde bulunan hiçbir canlının genomu birbirinin
aynısı değildir.
İki ayak üstüne kalkmak zorunda kalan
bir primat (şempanze) popülasyonunun her bireyi bir varyasyondur. Bu
varyasyonların bazılarının genomları iki ayaklılığa yatkındır ya da daha sonra
gelecek nesillerde genomu iki ayaklılığa yatkın olanlar çıkacaktır. Zaten bu
popülasyonun içinde iki ayaklılığa yatkın genomu olanlar oluşmazsa, bu
popülasyon iki ayaklı olarak türünü sürdüremez ve iki ayaklı bir primat
türleşmesi olmaz.
2. Doğal
Seçilim Baskısı: Genel
evrimin yani türleşmenin ana mekanizması doğal seçilim baskısıdır. Doğal seçilim
coğrafi konumun, iklim şartlarının, hastalıkların, avcıların, yiyecek
çeşitlerinin ve temin yollarının ve popülasyon güvenliğinin baskısıdır.
Bunların tümüne yaşam alanı baskısı diyebiliriz.
Varyasyonlar ve doğal seçilim baskısı
genel evrimin mekanizmalarıdır. Yani bu iki parametre insan türü dışında bütün
canlıların evrimleşmesi ve türleşmesini sağlar ve açıklar. İnsanın
evrimleşmesi, insan türünün oluşması bu iki devindirici güçle açıklanamaz.
3.
Yedi milyon yıl önce ayağa kalkmanın
tetiklediği bütün hominin aşamalarında ve günümüzde devam eden iskelet
değişikliği: İnsan yerkürenin
tek memeli, iki ayaklı ve düşey gövdeli canlısıdır. Bu üçüncü devindirici güç
insanın akıllı canlı olmasının tayin edici parametresidir. Bu nedenle insan
evriminin mekanizma ve süreçleri bu yedi milyon yıldır ve günümüzde de hala
devam eden iskelet değişikliği gerçeği farkedilemediği için açıklanamamıştır.
Çok sayıda insan evrimi hipotezi vardır ama bu hipotezler birbirini dışlayıcı
ve ikna edicilikten uzaktır. İskelet değişikliği ayak parmağından başlayıp
bacak kemikleri, pelvis, göğüs kafesi, kol uzunlukları, parmak kemikleri ve iki
milyon yıldan bu yana da (akıl taklasından sonra) yüz küçülmesi ve kafatası
(beyin) büyümesi olarak devam etmektedir.
Bu
devindirici güçlerin etkisi sonucu oluşan üç sıçrama
1.
Yedi milyon yıl önce oluşan iki ayaklılık
sıçraması: Bugüne dek
çok sayıda makalemde ayrıntılı bahsettiğim için burada kısaca özetleyeceğim.
İnsanın iki ayaklı olma nedeni yaygın ve uzun süreli olarak savanada yaşamak
zorunda kalması olarak gösterilmiştir. Fakat şimdilerde bu hipotez terkedilmiştir.
Benim önermemse, Rift vadisinde bir yerlerde doğa olayları ve çevresel
değişiklikler nedeniyle mahsur kalan bir primat popülasyonunun sulak alanda
yiyecek arama ve bulma zorunluluğunda kalmasıdır. Hominin (insansı)
fosillerinin çoğunlukla kurumuş göl ve akarsu çökeltilerinde bulunması ve
fosillerin diş minelerinden alınan karbon izotop araştırmaları sonucu su
ürünleriyle beslendiği bulgusu sulak alanlarda ayağa kalktı hipotezine referans
olarak gösterilebilir.
2. Günümüzden
iki milyon yıl önceleri oluşan akıl taklası sıçraması: Yedi milyon yıl önce iki ayaklı olmak zorunda
kalınca uzun zamanlara yayılı olarak (yaklaşık beş milyon yıl) gövde dikleşmesi
başlamıştır. Gövde dikleşmesinin itici gücü, iki ayaklı olmak zorunda kalan bu canlının
ağırlık aksını ayak taban alanları içinde tutma zorunluluğudur. Aksi takdirde
lokomosyonunu optimal şekilde yapamayan canlı yaşamını ve türünü sürdüremez.
Zaten bu yedi milyon yılın her aşamasına ilişkin fosillerin iskelet yapıları
günümüze doğru bu değişimi göstermektedir. İki milyon yıl öncelerde gövde
dikliği beş milyon yıl biriken nicel dikleşme birikimlerini tamamlayınca anne
rahmindeki embriyo bu düşey gövdeliliğe bir uyumsal yanıt vermiştir. Bütün bu
olan bitenler fizik yasaları gereğidir. Bütün yatay gövdeli memelilerin
embriyoları yüzü annenin karnına, kafası doğum kanalına dönük, çok fazla
hareket alanı olmaksızın bu şekilde oluşur, gelişir ve doğar. Halbuki insan
embriyosu kafasını anne diyaframına dönmek zorunda kalınca kafatası üstünde annesinin
iç organlarını taşımak zorunda kaldığından dolayı kafatasında büyüme ve
yuvarlaklaşma şeklinde bir değişim olmuştur. Bu taşıma zorunluluğudur ki
kafatası dolayısıyla da beynin büyümesini tetiklemiştir. Bu önerme tamamen
düşey gövdeli hale gelmiş olan yani yedi milyon yıllık gövde dikleşmesinin homo
sapiens aşamasında olan modern insanın rahmine bir şempanze embriyosu implante
edilerek denenebilir. Yani insan rahminden doğmuş saf şempanzeler 10-15 nesil
birbiriyle çiftleştirerek ve bütün gelişim ve doğumları insan rahminde
yapılarak herkesi şaşırtacak sonuçlar elde edilebilir. Yani size “günaydın”
diyen kıllı, yüzü küçük kafatası büyük bir şempanzeyle karşılaşabilirsiniz.
Bu deney etik nedenlerle yapılamaz
diye bir itiraz var. Ama deneyin yapılamaması hipotezi yanlışlamaz. İki milyon
yıl öncesi homo habilis aşamasında ani bir beyin büyümesi (350cc’den 700cc’ye) görülmektedir.
Bu nedenle akıl taklası iki milyon yıl önceleri atılmıştır diyorum.
3.
Doğanın doğal koşullarıyla üretmediği, o
zamana kadar doğada hiç olmayan bir taşı bir sopaya bağlayarak aletler
üretebilecek zihinsel kapasiteye ulaştığı akıl eşiği sıçraması: Akıl eşiği sıçraması, akıl taklası sıçramasıyla tetiklenen
ve başlayan beyin büyümesi, belirli bir büyüklüğe geldiğinde doğada doğal
olarak bulunmayan aletler üretecek zihinsel kapasiteye ulaşmasıdır. Günümüz
insanını (homo sapiens aşaması) aya götüren uzay mekiğinin atası, ilk örneği o
sopaya bağlanmış taştır.
Hominin,
yedi milyon yıl önce ayağa kalkan Sahelanthropus
tchadensis ile başlayan günümüze doğru yerkürenin hangi yaşam alanında
bulunursa bulunsun yani hangi coğrafi adaptasyona uğrarsa uğrasın içindeki
iskelet değişikliği bütün homininlerde aynı şekil ve oranda devam etmektedir.
Homininlerin farklı görünümlerinin ana nedeni iskelet değişikliğidir. Coğrafi adaptasyonlar
da tayin edici olmamakla birlikte bu farklı görünümlerde etkendir. Ama hepsinin
iskelet değişikliği aynı oranda, aynı hızda ve aynı şekilde devam etmektedir.
Homininler belirli bir zihinsel kapasiteye geldiğinde dünyanın değişik
yerlerine doğru hareket etmeye başlamışlardır. Çünkü bu zihinsel kapasite
onlara dağın arkasını hayal etme yetisi, bir
anlamda dağın arkasını görme yetisi kazandırmıştır. Hayvanlar gördüğüyle
ya da duyularından gelen algılarla yaşar, homininse buna ilaveten bir de hayal
eder. Aynen günümüzde olduğu gibi yedi milyon yıl süren iki ayaklılık sürecinde
homininler birbirlerinden yatay ve dikey gen alışverişlerinde bulunmuşlar,
birbirlerini asimile etmişler ve hominin türünün son aşaması olan homo sapiens
sapiens aşamasına getirmişlerdir.
Son
yıllarda neandertaller, denisovanlar, homo floreinsensislerin ve homo
sapienslerin birbirleriyle yatay gen alışverişlerinde bulundukları yani
çiftleştikleri kırk bin yıla tarihlenen fosillerden alınan gen dizilimleriyle kanıtlanmıştır.
Aynı şekilde son günlerde Çinli bilim insanları dörtyüzbin yıla tarihlenen homo
erectus fosil dişlerinden alınan ve dizilenen proteinlerden hareketle dikey gen
alışverişini ispatlamışlardır. Dikey gen alışverişi dörtyüzbin yıl önce homo
erectusla çiftleşen denisovanların ondan aldığı geni ya da genleri nesiller
boyu taşıyarak ve ileterek günümüze getirmiştir. Bütün bunlar düşünüldüğünde
yatay ve dikey gen alışverişi mekanizmasının bütün homininler döneminde çalıştığı
öngörülmelidir. Yani homininler ayrı türler değil sadece biriken nicel iskelet
dğişiklikleri ve coğrafi adaptasyonlar sonucu birbirinden küçük fenotipik
farklılıkları olan tek bir türdür. Bu türün her homininde ortak, eş zamanlı ve
paralel olarak değişen iskelet yapısı vardır.
Yedi
milyon yıl önce ayağa kalkmanın tetiklemesiyle başlayan iskelet değişikliği
günümüze kadar sürmüş ve hala devam etmektedir. Bu iskelet değişikliği uzun
zamanlara yayılı nicel iskelet değişikliği birikimleri oluşturmaktadır. Bu nicel
iskelet değişikliği birikimleri nitel sıçramalara ve dönüşümlere yol
açmaktadır. Bu nicel birikim ve nitel dönüşümler (sıçrama) sonucunda birbirinden
çok az farklı fenotipte homininler oluşmaktadır. Yani Sahelanthropus tchadensis’ten
sonra iskelette oluşan nicel değişim birikimleri nitel dönüşüm yaparak Orrorin
tugenensis’i yaratıyor. Orrorin tugenensis’te oluşan nicel iskelet değişikliği
birikimleri nitel dönüşüm yaparak Ardipithecus ramidus’u yaratıyor. Ardipithecus
ramidus’daki nicel iskelet değişikliği birikimleri nitel dönüşüm yaparak Australopithecine’leri
yaratıyor… Bu mekanizma bütün homininler boyunca devam ediyor. Araştırmaların gösterdiğine
göre günümüzde de halen devam eden bu nicel iskelet değişikliği birikimleri
Homo sapiens’te de nitel dönüşüm yaparak bir başka hominine dönüştürmek üzere
devam ediyor. Sonuç olarak, homininler ayrı türler değildirler.Tayin edici
olarak yedi milyon yıldır süren iskelet değişikliklerinin ve buna ilaveten coğrafi
adaptasyonların neden olduğu fenotipik farklılıkları olan aynı türlerdir.
No comments:
Post a Comment