Saturday, 13 June 2026

 

İNSANIN AKILLI CANLI OLUŞUNUN ANA DEVİNDİRİCİ GÜÇLERİ VE AŞAMALARI

 

İnsan üç ana devindirici gücün etkisi sonucu geçirdiği üç sıçramayla akıllı canlı olmuştur.

Üç Ana Devindirici Güç

1.     Varyasyonlar (Genetik çeşitlilik)

2.     Doğal Seçilim Baskısı

3.     Yedi milyon yıl önce ayağa kalkmanın tetiklediği bütün hominin aşamalarında ve günümüzde devam eden iskelet değişikliği

Üç Sıçrama

1.     Yedi milyon yıl önce oluşan iki ayaklılık sıçraması

2.     Günümüzden iki milyon yıl önceleri oluşan akıl taklası sıçraması

3.     Doğanın doğal koşullarıyla üretmediği, o zamana kadar doğada hiç olmayan bir taşı bir sopaya bağlayarak aletler üretebilecek zihinsel kapasiteye ulaştığı akıl eşiği sıçraması

Üç ana devindirici güç ve işlevleri

1.     Varyasyonlar: Evrim bilimciler derler ki; evrimin motoru seçilim baskısıysa, ham maddesi de varyasyonlardır. Her yenidoğan canlı bir varyasyondur. Yani yerküre üzerinde bulunan hiçbir canlının genomu birbirinin aynısı değildir.

İki ayak üstüne kalkmak zorunda kalan bir primat (şempanze) popülasyonunun her bireyi bir varyasyondur. Bu varyasyonların bazılarının genomları iki ayaklılığa yatkındır ya da daha sonra gelecek nesillerde genomu iki ayaklılığa yatkın olanlar çıkacaktır. Zaten bu popülasyonun içinde iki ayaklılığa yatkın genomu olanlar oluşmazsa, bu popülasyon iki ayaklı olarak türünü sürdüremez ve iki ayaklı bir primat türleşmesi olmaz.

2.     Doğal Seçilim Baskısı: Genel evrimin yani türleşmenin ana mekanizması doğal seçilim baskısıdır. Doğal seçilim coğrafi konumun, iklim şartlarının, hastalıkların, avcıların, yiyecek çeşitlerinin ve temin yollarının ve popülasyon güvenliğinin baskısıdır. Bunların tümüne yaşam alanı baskısı diyebiliriz.

Varyasyonlar ve doğal seçilim baskısı genel evrimin mekanizmalarıdır. Yani bu iki parametre insan türü dışında bütün canlıların evrimleşmesi ve türleşmesini sağlar ve açıklar. İnsanın evrimleşmesi, insan türünün oluşması bu iki devindirici güçle açıklanamaz.

3.     Yedi milyon yıl önce ayağa kalkmanın tetiklediği bütün hominin aşamalarında ve günümüzde devam eden iskelet değişikliği: İnsan yerkürenin tek memeli, iki ayaklı ve düşey gövdeli canlısıdır. Bu üçüncü devindirici güç insanın akıllı canlı olmasının tayin edici parametresidir. Bu nedenle insan evriminin mekanizma ve süreçleri bu yedi milyon yıldır ve günümüzde de hala devam eden iskelet değişikliği gerçeği farkedilemediği için açıklanamamıştır. Çok sayıda insan evrimi hipotezi vardır ama bu hipotezler birbirini dışlayıcı ve ikna edicilikten uzaktır. İskelet değişikliği ayak parmağından başlayıp bacak kemikleri, pelvis, göğüs kafesi, kol uzunlukları, parmak kemikleri ve iki milyon yıldan bu yana da (akıl taklasından sonra) yüz küçülmesi ve kafatası (beyin) büyümesi olarak devam etmektedir.

 

 

 

 

 

Bu devindirici güçlerin etkisi sonucu oluşan üç sıçrama

 

1.     Yedi milyon yıl önce oluşan iki ayaklılık sıçraması: Bugüne dek çok sayıda makalemde ayrıntılı bahsettiğim için burada kısaca özetleyeceğim. İnsanın iki ayaklı olma nedeni yaygın ve uzun süreli olarak savanada yaşamak zorunda kalması olarak gösterilmiştir. Fakat şimdilerde bu hipotez terkedilmiştir. Benim önermemse, Rift vadisinde bir yerlerde doğa olayları ve çevresel değişiklikler nedeniyle mahsur kalan bir primat popülasyonunun sulak alanda yiyecek arama ve bulma zorunluluğunda kalmasıdır. Hominin (insansı) fosillerinin çoğunlukla kurumuş göl ve akarsu çökeltilerinde bulunması ve fosillerin diş minelerinden alınan karbon izotop araştırmaları sonucu su ürünleriyle beslendiği bulgusu sulak alanlarda ayağa kalktı hipotezine referans olarak gösterilebilir.

2.     Günümüzden iki milyon yıl önceleri oluşan akıl taklası sıçraması: Yedi milyon yıl önce iki ayaklı olmak zorunda kalınca uzun zamanlara yayılı olarak (yaklaşık beş milyon yıl) gövde dikleşmesi başlamıştır. Gövde dikleşmesinin itici gücü, iki ayaklı olmak zorunda kalan bu canlının ağırlık aksını ayak taban alanları içinde tutma zorunluluğudur. Aksi takdirde lokomosyonunu optimal şekilde yapamayan canlı yaşamını ve türünü sürdüremez. Zaten bu yedi milyon yılın her aşamasına ilişkin fosillerin iskelet yapıları günümüze doğru bu değişimi göstermektedir. İki milyon yıl öncelerde gövde dikliği beş milyon yıl biriken nicel dikleşme birikimlerini tamamlayınca anne rahmindeki embriyo bu düşey gövdeliliğe bir uyumsal yanıt vermiştir. Bütün bu olan bitenler fizik yasaları gereğidir. Bütün yatay gövdeli memelilerin embriyoları yüzü annenin karnına, kafası doğum kanalına dönük, çok fazla hareket alanı olmaksızın bu şekilde oluşur, gelişir ve doğar. Halbuki insan embriyosu kafasını anne diyaframına dönmek zorunda kalınca kafatası üstünde annesinin iç organlarını taşımak zorunda kaldığından dolayı kafatasında büyüme ve yuvarlaklaşma şeklinde bir değişim olmuştur. Bu taşıma zorunluluğudur ki kafatası dolayısıyla da beynin büyümesini tetiklemiştir. Bu önerme tamamen düşey gövdeli hale gelmiş olan yani yedi milyon yıllık gövde dikleşmesinin homo sapiens aşamasında olan modern insanın rahmine bir şempanze embriyosu implante edilerek denenebilir. Yani insan rahminden doğmuş saf şempanzeler 10-15 nesil birbiriyle çiftleştirerek ve bütün gelişim ve doğumları insan rahminde yapılarak herkesi şaşırtacak sonuçlar elde edilebilir. Yani size “günaydın” diyen kıllı, yüzü küçük kafatası büyük bir şempanzeyle karşılaşabilirsiniz. Bu deney etik nedenlerle yapılamaz diye bir itiraz var. Ama deneyin yapılamaması hipotezi yanlışlamaz. İki milyon yıl öncesi homo habilis aşamasında ani bir beyin büyümesi (350cc’den 700cc’ye) görülmektedir. Bu nedenle akıl taklası iki milyon yıl önceleri atılmıştır diyorum.

3.     Doğanın doğal koşullarıyla üretmediği, o zamana kadar doğada hiç olmayan bir taşı bir sopaya bağlayarak aletler üretebilecek zihinsel kapasiteye ulaştığı akıl eşiği sıçraması: Akıl eşiği sıçraması, akıl taklası sıçramasıyla tetiklenen ve başlayan beyin büyümesi, belirli bir büyüklüğe geldiğinde doğada doğal olarak bulunmayan aletler üretecek zihinsel kapasiteye ulaşmasıdır. Günümüz insanını (homo sapiens aşaması) aya götüren uzay mekiğinin atası, ilk örneği o sopaya bağlanmış taştır.

Hominin, yedi milyon yıl önce ayağa kalkan  Sahelanthropus tchadensis ile başlayan günümüze doğru yerkürenin hangi yaşam alanında bulunursa bulunsun yani hangi coğrafi adaptasyona uğrarsa uğrasın içindeki iskelet değişikliği bütün homininlerde aynı şekil ve oranda devam etmektedir. Homininlerin farklı görünümlerinin ana nedeni iskelet değişikliğidir. Coğrafi adaptasyonlar da tayin edici olmamakla birlikte bu farklı görünümlerde etkendir. Ama hepsinin iskelet değişikliği aynı oranda, aynı hızda ve aynı şekilde devam etmektedir. Homininler belirli bir zihinsel kapasiteye geldiğinde dünyanın değişik yerlerine doğru hareket etmeye başlamışlardır. Çünkü bu zihinsel kapasite onlara dağın arkasını hayal etme yetisi, bir  anlamda dağın arkasını görme yetisi kazandırmıştır. Hayvanlar gördüğüyle ya da duyularından gelen algılarla yaşar, homininse buna ilaveten bir de hayal eder. Aynen günümüzde olduğu gibi yedi milyon yıl süren iki ayaklılık sürecinde homininler birbirlerinden yatay ve dikey gen alışverişlerinde bulunmuşlar, birbirlerini asimile etmişler ve hominin türünün son aşaması olan homo sapiens sapiens aşamasına getirmişlerdir.

Son yıllarda neandertaller, denisovanlar, homo floreinsensislerin ve homo sapienslerin birbirleriyle yatay gen alışverişlerinde bulundukları yani çiftleştikleri kırk bin yıla tarihlenen fosillerden alınan gen dizilimleriyle kanıtlanmıştır. Aynı şekilde son günlerde Çinli bilim insanları dörtyüzbin yıla tarihlenen homo erectus fosil dişlerinden alınan ve dizilenen proteinlerden hareketle dikey gen alışverişini ispatlamışlardır. Dikey gen alışverişi dörtyüzbin yıl önce homo erectusla çiftleşen denisovanların ondan aldığı geni ya da genleri nesiller boyu taşıyarak ve ileterek günümüze getirmiştir. Bütün bunlar düşünüldüğünde yatay ve dikey gen alışverişi mekanizmasının bütün homininler döneminde çalıştığı öngörülmelidir. Yani homininler ayrı türler değil sadece biriken nicel iskelet dğişiklikleri ve coğrafi adaptasyonlar sonucu birbirinden küçük fenotipik farklılıkları olan tek bir türdür. Bu türün her homininde ortak, eş zamanlı ve paralel olarak değişen iskelet yapısı vardır.

Yedi milyon yıl önce ayağa kalkmanın tetiklemesiyle başlayan iskelet değişikliği günümüze kadar sürmüş ve hala devam etmektedir. Bu iskelet değişikliği uzun zamanlara yayılı nicel iskelet değişikliği birikimleri oluşturmaktadır. Bu nicel iskelet değişikliği birikimleri nitel sıçramalara ve dönüşümlere yol açmaktadır. Bu nicel birikim ve nitel dönüşümler (sıçrama) sonucunda birbirinden çok az farklı fenotipte homininler oluşmaktadır. Yani Sahelanthropus tchadensis’ten sonra iskelette oluşan nicel değişim birikimleri nitel dönüşüm yaparak Orrorin tugenensis’i yaratıyor. Orrorin tugenensis’te oluşan nicel iskelet değişikliği birikimleri nitel dönüşüm yaparak Ardipithecus ramidus’u yaratıyor. Ardipithecus ramidus’daki nicel iskelet değişikliği birikimleri nitel dönüşüm yaparak Australopithecine’leri yaratıyor… Bu mekanizma bütün homininler boyunca devam ediyor. Araştırmaların gösterdiğine göre günümüzde de halen devam eden bu nicel iskelet değişikliği birikimleri Homo sapiens’te de nitel dönüşüm yaparak bir başka hominine dönüştürmek üzere devam ediyor. Sonuç olarak, homininler ayrı türler değildirler.Tayin edici olarak yedi milyon yıldır süren iskelet değişikliklerinin ve buna ilaveten coğrafi adaptasyonların neden olduğu fenotipik farklılıkları olan aynı türlerdir.

 

 

 

 

 

No comments:

Post a Comment